ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

ÖLÜM TERSANESİ !

Kavramların da, tanımların da “tersyüz” edilip bambaşka içeriklerle önümüze konduğu bir çağda başımıze gelenlere şaşır(a)maz olduk!

Örneğin, “tutsaklık” ya da “yalıtım” gibi insanlık dışı bir duruma denk düşen “türban”ın  “özgürlük” ve “eğitim hakkından yararlanma” gibi kisveyle karşımıza çıkartılışı gibi, Tuzla tersanesinde yıllardır süregelen “işçi ölümleri” de “iş kazası” gibi bir kılıfla önümüze konuyor da toplum bu durumu sineye çekmeye zorlanıyorsa eğer, birşeyler iyice düşünülmeli, irdelenmeli ve olabildiğince açığa çıkartılmalıdır!

Elbette, olabildiğince!

“Yaslı gidip, şen gelmek!” gibi olmalıdır Tuzla Tersanesi’nde çalışan olmak! Her sabah evden yasla çıkan, ama eve dönebildiğinde şen olanlar için “yaşıyor olmanın” değeri başka bir şeye değişilebilir mi?

Onbeşbini aşan sayıda işçisi olan tersanede örgütlülük oranı % 10’dur! Böyle bir ortamda sigortasız çalıştırmanın da oldukça yaygın olduğunu söylemeye bilmem ki gerek var mıdır? 

Tuzla Tersanesi’ndeki işçi ölümlerinin (kıyımlarının demek daha doğru olur) nedensellik ilişkisi içinde değerlendirilmesinde sayısız yarar vardır.

2004 yılından başlayarak giderek artan bir eğilim içinde olan işçi ölümleri henüz başında olduğumuz 2008’in ilk birbuçuk ayında geometrik bir artış içindedir artık!

Çok değil bir kaç hafta önce tersaneye gelen sayın bakanın “önlemleri yeterli buldum!” saptamasına inat ölümler toplumun özenini bu noktaya çekmek için tırmanışa geçmiş gibidir.  “Yaşayarak öğrenme” yerine “öngörerek kaçınma” gibi çağdaş insana yaraşır özellikler yok olmaya yüz tuttuğu için de yaşanmaktadır bu cinayete eşdeğer ölümler.

Kötü huylu urun bedeni sarmasına benzer şekilde ülkeyi saran bir derdi konuşma ve tartışma fırsatı yaratmalıdır Tuzla Tersanesi ölümleri.

“Taşeronlaşma” adı verilen insanı, güvenliği, niteliği ve toplumu hiçe sayan bu salgın hastalık çağımıza giderek egemen olan “parasalcılık” eğiliminin “koçbaşı” gibidir.

Ne ilginçtir ki; “taşeronlaşma” olan yerde örgütlenme, çalışan ve dolayısı ile toplum yararı gibi “çağdışı(!)”  kavramların adı bile anıl(a)amamaktdır. Çalışanın haklarını ve yararını gözetmeyen ortamlarda adına “iş kazası” denen ve gerçekte göz göre göre ölüme denk düşen bir durum da olağanlaşabilmektedir.

Günümüz Türkiye’sinde ilk bakışta bu konuyla ilgisiz gibi görünen ama gerçekte birebir ilişkili bir başka gelişmeye de duyarsız kalınmamalı!

Bir yandan taşeronlaşma ise de örgütsüzlüğün önemli bir nedeni, diğer yandan da yasal ve geçerli koşullardan giderek kopartılan ve ortaçağ ilişkileri yolu ile sadakaya alıştırılarak uyuşturulan yurttaşın, kula dönüştürülme sürecinde oluşu da önemsenmelidir!

Ortaçağ ilişkilerinin yaşamın her alanına yayıldığı, egemen kılınmaya çalışıldığı bir dönemde ölüm tersanesine odaklananların sayısının bir avuç kadar olması kadar da doğal bir durum olabilir mi?

Her ne kadar değişik kesimlerin konuya ilgisi ve desteği yabana atılamaz bir olumluluksa da , sorunun köktenci çözümü için o işi yapanların duyarlılığı, örgütlülüğü ve kararlılığı olmazsa olmaz gerekliliktir.

Türkiye üzerine çöken “kara bulut” karanlığının giderek yoğunlaştığı böyle bir dönemde ve bunca olumsuz koşullar altında çalışanların eylemi konusunda umutlu olunabilir mi?

Bu umudun azlığı ya da yok olmaya yakın oluşu değil midir  bir bakıma o tersanedeki pervasızlığın ve hak tanımaz dayatmacılığın  kaynağı?

 

Ceyhun BALCI, 21.02.2008