|
BUDALA GEZEGEN!!!
Şu sıralarda kendi ülkemizde
başımıza gelenler bizlerin fazlasıyla içeri yoğunlaşmamıza yol açsa da,
dışarıdan gelen benzer haberler de özenimizden kaçmamalıdır.
Ülkemizdeki budalalık her geçen
gün tırmanırken, budalalığın siyasetçi etiketlileri aşıp da aklı başında
olduğunu varsaydıklarımızı da sarıp sarmalaması görmezden gelinip, doğal
karşılanacak gibi değildir.
Sosyolog akademisyenimizin
incileri de üzerinde durmaya değer türden. Hem bu iklimde öğrenci
olanların yazgısını kafamızda canlandırmamız, hem de bilim insanı olması
gerekenlerin akıl ve bilime sırt çevirmişliklerini görmek bakımından.
Ülkede başka sorun ya da aşılması
engel kalmamışcasına, belki de başka başat sorunları alalama adına
canlandırılan ve gündemin birinci konusu olan (bir kez daha) “sıkmabaş
özgürlüğü”nü desteklemekten geri kalmayan sosyolog akademisyenimiz bu
özgürlüğün olası sonucunu da görmezden gelmeme başarısını göstermiş. Bu
bakımdan hakkı teslim edilmeli! Bu ortamda, başı açıkların “baş örtme”
baskısı ile karşılaşma olasılığına karşı “koruyucu birim” kurulması gibi
son derece parlak bir öneride bulunmuş. Olur ya, birileri başını
örtmeyenlere karşı bir baskı ortamı oluşturur da “sizler de bizler gibi
olursanız daha iyi olur!” gibisinden bir çılgınlık yaparlarsa, o birime
başvurup özgürlüğünüzün korunmasını isteyeceksiniz. Postmodern bir
kolluk gücü olmalı tasarlanan! İçinde bulunulan ortamda da bu gücün
içinde olmak isteyen yığınla görevli bulunacaktır hiç kuşkusuz!
Gülmek, ağlamak yoksa düşünmek mi
öncelenmeli böyle bir durumda? Doğrusu bilemedim.
İkinci örnek ise İtalya’dan.
Bizlere yalnız olmadığımızı duyumsatan türden bir budalalık. Ama,
böylesi bir eşliğin insanı mutlu ve umutlu kılması da bir o kadar
olanaksız.
Geçtiğimiz hafta, İtalya’nın önde
gelen üniversitesi La Sapienza’da Papa karşıtı çıkış gündemdeydi. Galile
ve Bruno gibi nicesinin akıl ve bilim yandaşlığını vahşice yok ederek
bastırmaya çalışan bir kurumun bugünkü temsilcisi son derece duyarlı ve
kararlı bir duruşla üniversiteye sokulmamıştı.
Bu umut veren eylemi izleyen
gelişmeler irdelendiğinde budalalığın bizdekini pek de aratmadığını
söyleyebiliriz. Gazetelerin ikisi dışında tümü, Papa’dan özür dileme
yarışına girişmişler. Hatta, bazıları bizdeki eşdeğerlerine öykünerek
Papa karşıtlığının kendince elebaşlarını boy hedefine yerleştirmişler
bile. Siyasetçiler geri kalır mı? İtalya Devlet Başkanı Napolitano ile
Başbakan ve üstelik “sol” etiketli Prodi de ellerinden geleni yapmaktan
geri durmamışlar. Papa’nın gönlünü alma girişimleri almış başını
gidiyormuş.
İtalya’daki üniversite
başkaldırısının önderi de kaleme aldığı bildirge ile bir fizikçi olmuş.
Hem de seksendörtlük bir fizikçi. Adı da Cini! Bizdeki deyişle tam bir
dinozor.
Ayrıca, Papa yandaşlığı ile
estirilen çeşitli düzeylerdeki teröre karşı da en güçlü karşı duruş bir
türlü egemen olunamayan sanal ortamda oluşturulmuş!
Galile ve Bruno’yu yaşamdan
koparan bağnazlık uğrunda ödenen bedellerle yenilgiye uğratılmıştı
beşyüzyıl önce!
Aradan geçen bunca zamandan sonra,
bağnazlığın ve ortaçağ anlayışının hortlaması üzücü ve bir o kadar da
utanç verici olmalı. Hem de tüm insanlık için.
Bize gelince, Avrupa ile
karşılaştırıldığında “aydınlanma” sürecine geçişi çok daha “barışçıl”
olan Türkiye’de ise o sürecin ürünü olduğu düşünülebilecek üniversite
hocalarının akıl ve bilimin savunucusu olmak yerine karanlığa arka
çıkmaları ve korunmayı eğreti ve uygulanamaz önerilere indirgemeleri
anlaşılır gibi değildir. Her ne kadar, ülkemizdeki aydınlanma sürecine
geçiş kan dökülmeden yaşanmış gibi görünse de, o sürecin yaşanacağı
ortamın hazırlanması ve uygun duruma getirilmesi için yitirilen canların
sayısı hiç de az olmasa gerektir.
Biri ülkemizden diğeri de
Avrupa’nın hatırı sayılır bir coğrafyasından kaynaklanan budalalıklar
bende istemeden de olsa “budala gezegen” çağrışımı yaptı.
Bu budalalığa karşı gösterilmesi
gereken kararlılık ve direncin gecikmesi korkarım ki; tüm gezegenimizin
budalaca elden gitmesi sürecine eşdeğer bir yolun başı olacaktır!
CEYHUN BALCI, 21.01.2008
|