|
İKİ İNSAN...
 
Gandi ve Mustafa Kemal :
Birisi sömürgeleşmiş bir ulusun diğeri de yıkılmış bir
imparatorluğun altında kalıp da yok oldu denilen bir toplumun önderi...
Tarihin her ikisine de biçtiği rol zorlu mu zorlu!
Ama, güçlükler her ikisini de durduramıyor!
Çünkü, ikisi de akıla ve insanı insan yapan değerlere o denli bağlı
ki...
Atatürk diyor ki; "Bağımsızlık benim
karakterimdir!"
Gandi ise : "Basit yaşa ki; başkaları da
var olabilsin!" diyerek tarihe geçiyor.
Eylemleri ve söylemleri geçtiğimiz yüzyılda kalmış olsa da, her ikisi de
yirmibirinci yüzyılda dünyanın başına sarılan derdi öngörmüşçesine, bir
asır önceki saptamaları ve kararlılıkları ile bugün insanlığın
gereksindiği umut ışığı gibiler. Bir kez daha!
BÜYÜYEREK TÜKENMEK
Günümüzde sözcükler
başkalaştırılarak gizemli anlamlar yüklenebilmekte. Bunun yaklaşımın en
güncel örneği “yönetişim” diye bir sözcüğün dağarcığımıza katılmış
olmasıdır. Sözcüğün albenisinden yararlanarak kamu yararı olmayan,
toplumun çoğunluğu için doğru olmayan eylem ve uygulamalar yaşama
geçirilmektedir böylelikle. Yer yer başarılı olduğu da ortadadır böylesi
bir yaklaşımın.
Büyüme de böyle bir
sözcük olarak algılanabilir. İlk bakışta olumlu ve sevindirici bir durum
gibi görünse de büyüme özellikle günümüzde iyi irdelenmesi gereken bir
kavrama dönüşmüş durumdadır. Tüketimin her türlüsü doğrudan büyümeye
yansıyor. Oysa, pek az kimse bu durumu sorgulayıp gerçekleri ortaya
çıkarma yoluna gidiyor. Büyümeye katkısıyla tüketim nasıl bir şeydir?
Gerekli midir?
Üretime dayalı mıdır?
Akılcı mıdır?
Topluma yararlı
mıdır?
Bu sorular
sorulduğunda ve doğru karşılıklar bulunduğunda görülür ki; büyüme gerçek
anlamda bir olumluluktan çok balona ya da sabun köpüğüne benzer her an
patlamaya hazır bir şişkinliktir. Doğanın yasaları gereği er ya da geç
patlayıp, çevresine zarar vermesi kaçınılmazdır.
ABD’nin
çöplüklerinden edinilebilen çalışır durumdaki her türden ev eşyası,
evlerin önüne konulan bilmem kaçıncı motorlu taşıtlar ya da çöpe giden
gıda artıkları da büyümeye katkıda bulunmuş olan öğelerdir.
Birileri sayısını
anımsamadığı varlığına kavuşurken çok daha fazla sayıdaki başkaları
günde bir kaç dolarla yaşamda kalmaya çabalamaktadır.
Örnekler çok!
Dünya nüfusunun %
5’ini barındıran ABD’nin tüketimdeki payı % 25’tir.
Yine, dünya
nüfusunun % 11 kadarını oluşturan ABD ve Rusya’nın sera gazı
salınımındaki payları % 50’nin üzerindedir.
Çocukluğumuzda
anımsadığımız “Yerli Malı ve Tutum Haftası” gibi etkinliklerin günümüzde
yinelenmesi bir yana sözünün edilmesi bile “ilkel” likle yaftalanmanıza
yeter de artar.
Akılcı tüketim ve
tutuma karşıtlık günümüzde giderek azgınlaşan ekonomik ve siyasi
eğilimlerin temel stratejisi olmuş durumdadır.
Çıkan her savaş, çöpe
atılan her gıda, fazladan edinilen her türlü varlık içeriği gözden uzak
tutulan ve tartışılmayan “büyüme”nin besleyicisi gibidir.
Tüketim eğilimleri
öylesine yöntemlerle toplumların bilinçaltlarına kazınır olmuştur ki;
kayıtsız ve koşulsuz şekilde tüketmek uygar olmanın temel koşulu
sayılır duruma gelmiştir. Hatta, kimi toplum kesimlerinde tüketmemek
edinilmiş olan statünün zedelenmesi anlamına bile gelebilmektedir.
Bu çılgınlık ve
akıldışılık bugün için dünyanın bir yılda ürettiğinin yedi katını
borçlanması sonucunu doğurmuştur. “Bıçak sırtı” nielemesine tam da uyan
bir tablo! Sürdürülebilir olmayan, bir şekilde tüm insanlığa fatura
edilecek bir gidiş!
Biraz daha
derinlemesine irdelendiğinde, günümüzdeki savaşların da görünürde olmasa
da altta yatan asıl nedenidir bu tüketim çılgınlığı. Yanı başımızdaki
Irak yangınının başat nedeni daha fazla tüketim isteği değil midir?
Ülkemizin de arasında
bulunduğu çok sayıda ülkenin yaşamakta olduğu karmaşa ve bunalımın
atlatılmasında “tüketim çılgınlığı” ve “dış bağımlılık” olgularının
farkedilmesi önemli bir tepeyi aşmakla eşanlamlı bir durumu ortaya
koyuyor.
“Bağımsızlık benim
karakterimdir” diyen Mustafa Kemal ile “Basit yaşa ki; başkaları da var
olabilsin!” diyen Gandi’yi anımsamamnın tam da sırasıdır.
“Aşırı tüketim” ve
“savurganlık” bir bakıma dayatmadır Türkiye ve benzeri ülkeler için. Bir
yandan bütçemizi bile yapıp kör kuruşun hesabını sormaları bizlere
tutumluluk öğretme niyetlerinden çok alacaklarını güvence altına alma
güdüsünün ürünüdür. Bütçenin bize kalan bölümündeki savurganlık ve
sorumsuzluk anlaşılır gibi midir?
Mustafa Kemal’n
ülkesinde başat özelliği olan “bağımsızlık” ve Gandi’nin önemli öğretisi
olan tutumluluk ve basit yaşamın harmanlanmasında sayısız yarar var.
Elbette, daha
insanca, daha onurlu ve daha gönençli bir yaşam hedefleniyorsa...
CEYHUN BALCI,
10.01.2008
|