|
SAĞLIK DENİZİ
“Sağlık denizi”
hemen her insanın yaşamı boyunca gireceği evrensel sanal bir ortama
benzetilebilir. Doğal olarak da denizlerin en büyüklerinden biri
olmalıdır.
İşte o denizin Türkiye karasularından giderek keskinleşen bir çığlık
yükseliyor. Bu çığlıkların önde gelen nedeni de sağlık denizinin her
geçen gün daha bulanması ve kirlenmesidir.
Çığlıklar bir çok nedenden kaynaklanmakla birlikte, son zamanlarda ilâç
ve ona bağlı gelişmeler çığlıkların başat nedeni durumunda.
Sağlıkta dönüşüme koşut olarak tırmanan sağlık harcamaları 30 milyar
dolara dayanırken, ilâç giderleri de bu niceliğin yarısına doğru bir
ilerleme içinde.
Bu
artışın önde gelen nedeninin de, atılan kimi adımların olası sonuçlarını
öngör(e)memekten kaynaklandığı söylenebilir.
Bugünkü Cumhuriyet gazetesinde yer alan kimi çarpıcı bilgiler de
buzdağının yüzeyde kalan bölümü gibidir. Denetimsizlik ve otoritenin
kimi konulardaki olağandışı duyarsızlığı aynı etken maddeyi taşıyan bazı
ilâçlar arasındaki eder farklarını 12 kata vardırmış.(Cumhuriyet,
13.01.2008, Türkiye Tıp Kurumu verileri).
Çok gerilere gitmeye gerek olmadan, bir kaç yıl öncesine dönelim.
Ülkenin önemli ilâç üreticisi konumunda olan ve en büyük ilâç alıcısı
da olan SSK çökertilirken, bugün başımzıa gelenler öngörülmüştü. Akılcı
ve bilimsel irdelemelerle kamu yararına olmayabilecek olası gelişmeler
özetlenmişti. Çoğu zaman olduğu gibi duyulmadı ya da duyurulamadı!
Böylelikle de, öngörerek kaçınma yerine yaşayarak öğrenme gibi insana
yaraşmayan bir deneyime sahip olmuş olduk.
O
günlerde eczacı meslek örgütünün başında olan kişiye bu olumsuzluklarla
ilgili soru yöneltildiğinde alınan yanıt : “Bana ne!” olmuştu.
Normalde böylesi bir yanıt öylesi sorumlu konumda olan birisi için
“cefa” getireceğine şaşırtıcı bir şekilde “sefa” getirmiş
olmalı ki; o yanıtın sahibi bugün TBMM üyesidir.
Albenili paketlerle sunulan kimi uygulamaların yarattığı sarhoşluk ve
hafiflik etkisini yitirdikçe açılan yaranın derinliğini gözleyebilir
olduk.
“Ne yapmalı?”
sorusunun dillendirilmeye başlandığı bugünlerde, hiç bir şey için geç
değildir diyerek başlanabilir.
Ama, çok çeşitli etkenlerin ve özendirmelerin etkisiyle beslenen ortamda
“haklar” başlığı altındaki kavramların giderek çeşitlendirildiği
de özenimizden kaçmıyor olmalıdır. Çeşitlendirmeden kaynaklanan
ayrıntıların belirginleşmesi bir çok alanda olumlu gelişmelere olanak
verme potansiyeli taşımakla birlikte, olumlu gelişmelerin ve
iyileştirmelerin yaşama geçmesinin temel gerekliliği olan ortamın diğer
bir deyişle “sağlık denizi”ndeki suyun kirlenmesi ve giderek
bulanması gibi olumsuzlukların da gözden kaçırılması riskini
doğurmaktadır.
Sağlık denizi içinde sürekli bulunmak durumunda olan bir hekim olarak
diyorum ki; “insan, hakkı” olgusunun gelişmesi sonucu çeşitlenen
ve önce “sağlık hakkı” olarak şekillenen ve günümüzde “hasta
hakkı” ve “hekim hakkı” gibi türevlerle yaşamdaki yerini alan
çabalar başarıya ulaşmak konusunda içtenlikli ve kararlı iseler, sağlık
denizinin derinliklerindeki ayrıntılara odaklanmak yerine “sağlık
denizi”ndeki kirlenmeye ve bulanıklığa karşı savaşıma öncelik
vermelidirler. Çünkü, çeşitli başlıklarda sürdürülen çalışmaların
yarattığı biri birine düşmüşlük görüntüsü ortamı kirleterek ve suyu
bulandırarak çıkar elde edenlerin işini kolaylaştırmanın ötesinde bir
yarar sağlamıyor.
Hiç kuşku duymuyorum ki; hepimizin bir şekilde içinde olduğu ya da
olacağı “sağlık denizi”ndeki olumsuzluk giderilmedikçe
ayrıntılardaki iyileşmeler ya da yanıltıcı iyiliklerin kalıcı olması söz
konusu olamayacktır.
“Sağlık denizi”ndeki
olumsuzluklar en aza indiğinde görülecektir ki; başka bir çok alandaki
olumsuzluk ve sorun da ortadan kalkmaya yüz tutmuştur.
Kamuculuk yerine özelciliği, toplumcu hekimlik yerine bireyci hekimliği
ve sosyal hekimlik yerine parasalcı hekimliği geçirdiğiniz ölçüde
suyunuz bulanacak ve kirlilik artacaktır.
Yukarıdaki tümceyi tersten okuduğumuzda da çözüm karşımızdaki yerini
alacaktır inancındayım.
CEYHUN BALCI, 13.01.2008
|