Yeni
yılda
sorular...
Kimi
ülke ya
da
ülkeler
neden
başka
ülkeleri
egemenlikleri
altına
alıp
sömürme
çabası
içinde
olurlar?
Neden
bazı
ülkeler
nüfusları
ile
orantısız
bir
tüketim
etkinliği
içindedirler?
Yine bu
bazı
ülkeler
duruma
göre
askersel
güç
kullanma
gereksinimini
neden
duyarlar?
Neden,
aynı
zamanda
kültürlerini
de
dünyanın
uzak
köşelerine
yaymak
isterler?
Vergilendirme
konusunda
kendi
yurttaşlarının
yanı
sıra
başka
ülkelerin
insanlarını
da etki
altına
alma
çabaları
yalnızca
bir
rastlantı
mıdır?
“Para
basmak”
tutumbilim
açısından
yanlış
bir
eylemken,
neden
bazı
ülkeler
“para
basmalarına”
karşın
yanlış
yapmış
olmazlar?
Hatta,
bu
eylemleri
zamanla
paralarını
dışsatım
aracına
dönüştürme
becerisine
bile
dönüşürken
kendimizce
araştırmaz
mıyız bu
yanlışın
verdiği
doğru(!)
sonucun
gizini?
Gözlerinizi
kapatıp
da
düşünürseniz
eğer,
yukarıda
sayılanların
dünyanın
bir çok
ülkesinin
yanı
sıra
ülkemizin
de acı
bir
gerçeği
olduğunu
kavramanız
güç
olmayacaktır.
İkinci
Dünya
Savaşı'nın
hemen
ertesinde
“şekillendirilen”
dünyada
başlatılan
“yayılmacı”
doğrultulu
girişimler
“soğuk
savaş”
dönemine
özgü
engeller
karşısında
güçlükler
yaşasa
da,
geçen
yüzyılın
son on
yılı ile
birlikte
artan
bir ivme
yakalamış
gibidir.
“Karşıtsızlık”
ve bu
ortamda
tüm
dünyaya
pompalanan
“akıldışı”
çözümlerin
etkisiyle
olmalıdır
ki;
dünyamızın
belirli
bölümleri
dışındaki
kesimlerinde
uyanışa
ilişkin
bir umut
ışığı
yok
gibidir.
Çok da
ironik
bir
şekilde,
bu
akıldışı
dizgenin
oluşumu
sürecinde
izlenen
yol ise
yararlananlar
ve
kurgulayanlar
bakımından
son
derece
akılcı,
sabırlı
ve
kararlı
bir
eylemin
ürünüdür.
Bu
kıskaç
ve
karmaşadan
kurtulmak
da bu
oranda
akılcılık
ve
kararlılık
gerektirecektir.
Yayılmacılar
bakımından
başarı
olan bu
süreçte,
silah
kullanılarak
ya da
kullanılmayarak
tutsak
edilişte
ülkelerin
içine
sokulan
Truva
At'ları
da son
derece
önemli
rol
oynamaktalar!
Kimler
yok ki;
o Truva
At'larının
içlerinde?
İş
adamından
sendika
önderine,
siyasi
partilerden
adı
“sivil”
toplum
örgütlerine,
gazetecisinden,
yazarına,
hekiminden
hukukçusuna,
esnafından
akademisyen
etiketlisine
geniş
bir
toplumsal
kesit
görmek
şaşırtıcı
olmaz
Truva
At'larının
içinde
Bu çok
kesimliliğe
karşılık,
toplumu
yönlendirme
ve
uyarma
bakımından
işlevi
benzersiz
olan
“medya”
farklı
bir yere
sahip
olmalıdır.
Kısacık
bir
ideleme
ile
ülkemizdeki
medyayı
gözlerinizin
önüne
getirirseniz
ne demek
istendiğini
anlamanız
güç
olmayacaktır.
Demokratik
sistemin
“üçlü
sacayağı”
olan
birey
yoksullaştırılarak
istencini
kullanamaz
duruma
getirilirken,
sacayağının
ikincisi
olan
medyanın
bu
edilgenleştirmedeki
rolü
yadsınabilir
mi?
Bu
“dikensiz
gül
bahçesi”nde
sacayağının
üçüncüsü
olan
yargı,
laiklik,
anayasa
gibi
öğelerin
alt
edilmesi
de güç
olmayacaktır.
Yukarıda
sıralanan
sorular
2008
başında
usumuza
gelenler
değil.
Uzunca
süredir
usumuza
gelen
sorular.
Bu
gidişle,
2009'da
da,
2010'da
da
usumuza
gelmeyi
sürdürecekler!
Bu
soruları
usumuza
getirmekle
kalmayıp,
yanıtlarını
üretmek
de,
bununla
da
kalmayıp
söz
konusu
soruların
yarattığı
sorunlarla
baş
etmek
gündemimizin
başat
konusu
olmayı
sürdürmelidir!
Yoksa!
Yaşamımızın
daha da
kararması
kaçınılmaz
olacaktır.
CEYHUN
BALCI,
01.01.2008
Yukarıdaki
soruları
üretmeme
de esin
kaynağı
olan bir
kitabı
okumanızı
öneririm.
ŞİRKETOKRASİ,
John
PERKINS,
April
Yayınları,
2007.