|
ÖRTÜN, RAHAT ET!
Yeni yılın ilk gününün akşamında
görsel medyanın haber izlencelerinin ortak konusu İstanbul’daki yılbaşı
kutlamalarında eylemli cinsel saldırıya uğrayan kadınlardı.
İzlediğim tüm kanallar bu insanlık
dışı eylemleri onaylamayan ve hatta kınayan bir yaklaşım içindeydi.
Yine, ortak kanı “utanç”
üzerineydi.
Bu doğrultudaki yorumlara
katılmamak olası değil.
Ama, olayın bu yönünü kınayıp da
böylesi yaklaşımlara ortam hazırlayan durumlara ilgisiz kalmak da bir o
kadar duyarsızlık ve aymazlık olmalı.
Son zamanlarda yaşadığımız kimi
olayları ve söylemleri anımsamakta yarar var.
Bir kaç hafta önceydi. Gaziantep
gibi son derece gelişmiş bir kentimizde bir kadın ressamın “nü”
tabloları giyidirilmek zorunda kalmıştı. Ancak, bu koşullarla
sergilenebileceği için! O günü Çarşamba olarak kabul ederesek eğer, bir
kaç gün önce de perşembeydi. Yine çok gelişmiş bir kentimiz olan
Mersin’de hem de “evrenkent” olarak da algılayacağımız üniversite
sınırları içinde çok daha kaygı verici bir olay yaşandı.Bu kez,
örtünerek kurtulamamıştı “nü” sanat yapıtları. “Bıçaklı
saldırı” idi nü yapıtların payına düşen!
Bir başka söz de bir din
adamından. İnsanların inadığı tanrıya yakarış yeri olan camilerden
birinde “din adamı” yaftalı bir yobaz şunları söylemedi mi?
“Ey erkekler, çalışan kadının namusunu koruması olanaksızdır. Namusunuzu
düşünüyorsanız eşlerinizi, bacılarınızı, kadınlarınızı çalıştırmayınız!”
Bir kaç gün önceki yılbaşı
dolayısı ile söylenenler de başlı başına ibretlik olmalı. Bu kez,
yılbaşı kutlamaları hedeflenerek, “yılbaşı kutlamak ahlâksızlıktır!”
demeye getirdi bir başka din adamımız.
Giderek güç ve ivme kazanan hem
düşey hem de yatay doğrultulu “dinci baskı” her geçen gün gerçek
yüzünü daha fazla gösterir olmuştur. Atılan her adımın neredeyse
karşılıksız ve tepkisiz kalması bir sonraki adımın daha büyük ve çok
daha “cüretkâr” olmasına yol açmaktadır.
Bir kez daha yılbaşı akşamı
İstanbul’da yaşanan “el” ve “dil” uzatma olguları
irdelenecek olursa,söz konusu türden kadını hiçe sayan, cinsel nesne
gibi algılayan ve insanım diyenin başını önüne eğdiren durumların
ülkede oluşturulan baskı ortamı ile ilintilendirilmesi de akla gelen
olasılıklardan değil midir?
Denilebilir ki; bu iğrenç
yaklaşımı gösterenlerin kendi anaları, bacıları ya da karıları da yok
mudur? Doğrudur, vardır! Ama, özellikle lümpen yığınlar kadına
yaklaşımda ayrımsız davranabilirler mi? Her geçen gün belirginleşen,
giysi ve biçem seçimi nedeniyle dolaylı olarak da olsa haklarında
önyargılar oluşturulan kadınların, kamusal alanlarda uğramaları olası
davranış ve aşağılamaları şaşırtıcı bulmamak gerek.
Başı açık, çağdaş giyimli
kadınlara yönelik dolaylı nitelemeler ve saldırıya varan şiddet
uygulamaları önemsenmelidir.
Belki de pek farkına varılmadan
oluşturulan bu baskı ortamından kadınların kurtulması ancak ve ancak
biçem değiştirmeleri ve kimliklerinden ödün vermeleri ile olanaklı
olacaktır.
Elbette, kimse kimseye örtün
demeyecektir. Ama, bu istem şiddetten ve önyargıdan kurtulmak isteyen
kadın tarafından bir bakıma kendiliğinden yerine getirilmiş olacaktır.
Karanlığın ayak sesleri
sanıldığından da yakın ve korkutucu değil mi?
CEYHUN BALCI, 04.01.2008
|