ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

EVLİLİK  YAŞI?

 

“Evlenme yaşı ne olmalı?” diye bir soru yöneltilse yanıtınız ne olurdu?

En azından reşit olunmalı diyebilirsiniz. Kuramsal olarak doğru bir saptamadır. Oysa, evlilik gibi çok yönlü ve duyarlı dengelere dayalı bir kurumu başarı ile ayakta tutmak için yalnızca reşit olmak yeterli midir?

Eskiden ve o zamanın yaşam koşullarından kaynaklanan nedenlerle erken evlilik özellikle kırsalda sorgulanmak bir yana olağan bir durum olup çıkmıştır.

İnsanın gereksinimleri günümüzdeki boyutlara eriştiğinde ise, evlilik çok daha güvenceli ve daha geniş parasal olanaklar gerektirir olmuştur.

Diğer yandan, evlilik adaylarının hemen her türlü koşulları uygun olsa da erişkin olmaları gereği tartışılmaz olsa gerektir. Yalnızca fiziksel anlamda değil düşünsel anlamda da erişkin olmak son derece önemli olmalıdır.

Olası sakıncaların yalnızca tarafları değil toplumu da olumsuz yönde etkileme olasılığı düşünülmüş olmalıdır ki; evrensel yaklaşımın gereği olarak bu durum bir suç olarak tanımlanmış ve yaptırımla karşılıklandırılmış.  Elbette, yaptırımlar bu uygunsuz duruma yol açanlara ve  ortaya çıkmasına göz yumanlara yöneltilmiştir.  

Ancak, başka bir çok alandaki düzenleme gibi bu konudaki düzenlemenin de başarıyla yaşama geçmesi toplumsal dönüşümün, toplumsal bilinç düzeyi ve duyarlılığın yeterliliği ile birebir ilintilidir.

Bugün bir gazetede (Radikal) gözüme çarpan iki haber son derece anlamlı ve önemliydi. Üstelik, iki haber aynı sayfada ve altlı üstlü yer almıştı.

Alttaki haberin konusu  Osmaniye’de sıradan ebeveynlerin  yaşı küçük çocuklarını evlendirmeleri nedeniyle kovuşturmaya uğramalarıydı.

Hemen üzerinde ise, çok önemli kişilerin eşlerinin ve çocuklarının  uygunsuz yaştaki evliliklerini konu edinen haber yer almaktaydı.

Eğer tasarlanarak yapıldıysa kutlanacak bir gazetecilik uygulaması gibidir bir çelişkiyi iki ayrı uçtan bu kadar çarpıcı bir şekilde ortaya koymak.

Kovuşturulan ebeveynler , “siz de haklısınız ama, ülkemizin doruklarında yer alan büyüklerimiz bile bu suçu işledikten sonra, onlar herhangi bir kovuşturmaya uğramadığına göre benim suçum tanınmamış insan olmak mıdır diye kendini savunsa”   yerden göğe kadar haklı olmaz mı?

 

CEYHUN BALCI, 09.01.2008