|
Mustafa Fehmi KUBİLAY (1906-1930)
Devrim
şehidi. Yedek subay öğretmen.
Kuruluş
yıllarından önce başlayan ve Cumhuriyet'ten sonra da hız kesmeyen
"karşıdevrim"
başkaldırılarılarından belleklerde en çok iz bırakan
"Menemen"de canını vermekten
kaçınmayan Mustafa Kemal izcilerinden.
Mustafa
Kemal'in "Gençliğe Seslenişi"ni
en iyi özümseyenlerden.
Yetmişyedi yıl sonra , "Kubilay boşuna mı
canını verdi?" sorusunun kafalarda beliriyor oluşu bugün
daha gerilere savrulmuşluğumuzun kanıtı gibidir!
Ne
yazık ki!...
DERS ALMAZLIK...
Her yılın bugünlerinde Kubilay’ı
anarız. Yirmidört yaşında başına gelen betimlenmesi bile güç olayın
ayrıntıları tüm acıklı yanlarıyla yansıtılır. Duygu yüklü anlatımların
toplumu yeterince uyarmadığını söylemeliyiz. Bugün ülkenin içine düştüğü
durum Kubilay’ı 1930’da aramızdan alan koşullara göre çok daha kötü
olmalıdır. Kanıksamışlık, yavaş yavaş duyumsatmaksızın çevremizi saran
karanlık tepkimizi de köreltiyor olmalı!
Deneyim, olumsuz yaşanmışlıklardan
ders almak ve bir daha yaşanmaması için önlem almak, uyanık ve
hazırlıklı olmaksa eğer, bugün hiç de deneyimli olmadığımız ve en
azından deneyimli gibi davranmadığımız sonucunu da çıkartmak
durumundayız.
Kubilay olayının hemen ertesinde
verilen tepki ve alınan önlemler elbette Mustafa Kemal farkını
yansıtmaktadır. Kurtuluşu örgütlerken “iğne ile kuyu kazarcasına”
arşınlanan Anadolu yolları onun için tam bir deneyimdir. Biricik
yapıtının yayılmacı maşası gericiler ya da ayrılıkçılarca
dinamitlenmesine göz yumması söz konusu değildir. Yanı başındaki
niteliksizler ve aymazlar topluluğuna karşın kararlı ve duyarlıdır O!
Daha 1920’de “Koçgiri
Başkaldırısı” ile çomak sokulmuştur Anadolu’daki uyanış ve
kararlılığa. Hiç durmaz bu süreç. Cumhuriyet sonrası Şeyh Sait ve
Menemen başkaldırıları ve sonraki yıllarda yaşanan “Dersim
Başkaldırısı” içerikleri farklı gibi görünen ama hizmet ettikleri
odaklar hiç değişmeyen çarpıcı örnekleridir.
1938 tarihi yayılmacılar ve
onların içimizdeki işbirlikçileri için önemli bir tarihtir. Özgüven ve
güç kazanımı başlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen
yıllardaki geri dönüşü güç hatalar zinciri “karşıdevrim”in
kaldıraç kolunu her geçen gün uzatmış ve güçlendirmiştir.
Sancılı ve karmaşık süreçler
bugüne uzanan yolun köşe taşları gibidir.
Bugüne geldiğimizde ise, o kadar
hızlı değişen bir gündem var ki ülkemizde; belleğimizi fazlaca
zorlamamız gerekmiyor.
1919’da ortada hemen hiç bir şey
yokken, Sivas’ta “mandacılık” kesin bir dille gündem dışı
kalırken, o zor koşullarda kurtuluşu, kuruluşu ve devrimleri yaşama
geçirenlerin “onurlu” ülkesinde bugün gündeme düşen bir haber çok
şey anlatmıyor mu?
Bir yabancı derginin savına göre,
ülkemizin bugünkü yöneticileri yurdumuzu savunmamız karşılığında
yayılmacı güce önemli ödünler de içeren kimi sözler vermişler!
Söylentisi bile ürpertici değil
midir yukarıda anılanların?
Kabul edilmesi güç olsa da,
yetmişyedi yıl önce Kubilay’a yapılanla verilen gözdağı bugün için utku
kazanmış gibidir. Hem de, tarih boyunca yayılmacının önde gelen
maşalarından “etnik ayrılıkçılık” ile kolkola bir görünümde.
“Dinci gericilik” denen yayılmacı maşalarının ülke çapında saldığı
korku ile şekillenen ve “mütareke İstanbul”unu aratmayan bir
aymazlık, sapkınlık ve ihanet ordusu da bu sürecin önde gelen oyuncuları
olmuşlardır.
Farkına varsak da varmasak da,
ülkemiz sabırlı ve kararlı bir sürecin sonunda eylemli olarak
dönüştürülmüştür. Geçen yüzyılın başındaki varlık nedenlerine bağlılık
konusundaki bellek silinerek!
Sırada, bu geri gidişi sözüm ona
anayasal güvenceye kavuşturmak vardır. Bu önemli adım da atılabilirse
eğer, ülkenin içine düşürüldüğü duruma yönelik olarak eyleme geçmek
şöyle dursun söylemde bulunmak bile “anayasal suç” sayılacaktır.
“Ders almamışlığımız” bizi
bir “geç kalmışlığa” sürüklemiş görünüyor!
Çok geç midir?
Yirmidört yaşında ülkesini var
eden değerler için canını vermekten çekinmeyen Kubilay’ı anladığımızda
ve onun yaptığının pek azını göze aldığımızda hiç de güç ve geç değildir
devinime geçmek için!
CEYHUN BALCI, 23.12 2007
|