ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

TIBBİYELİ YAZGISI...


 

Geçtiğimiz yüzyılın başında yurt savunması için savaş alanlarında tehlikeye atılan canlar, bugünlerde emek verdikleri kurumlarda saldırıya uğrar oldu.

Basına yansıyan ve kamuoyunca iyi bilinen çarpıcı örnekler dışında, söylemli ya da eylemli saldırıya uğrayan, “ufak tefek!” yaralanmalarla geçiştirilen sayısız olay her birimizin belleklerinde olmalı!

Tüm bu olanlar, yükselen “şiddet” ve “linç kültürü”nden payımıza düşenler mi?

Yoksa, biraz irdelenmeye değer bir durum var mı?

Neden” sorusuna yanıt aramanın kaçınılmaz sonucu daha geniş açılı bakışsa eğer, son yıllarda “tıp ortamı”na egemen olan “dönüşüm(!)” de sorgulanmalıdır.

Bilindiği gibi, “sağlıkta dönüşüm” adı altında yaşama geçirilen bir dizi köklü değişiklik içeriği ve uzak erimdeki sonuç ve olası sakıncaları göz önüne alınmaksızın uygulamaya girmiş oldu. Doğal olarak, köklü değişiklikler toplumun benimseyebileceği türden biçimsel yaldızlamalarla yaşama geçirilince, sakıncalarının   ortaya konması bir yana tartışılamamış  da oldu.

Sağlıkta dönüşüm” gerçekte sağlık hizmetine yaklaşımdaki temel ilkelerin terk edilmesi ile eşanlamlı bir durumdur. Her türlü kapı halka açılarak ve bu uygulama yolu ile gelecekte başa gelecekler maskelenerek tepkinin önüne geçilmiş durumdadır.

Temel ilkelerin bir yana bırakılması ve niteliğin gözardı edilerek niceliğin öncelenmesi hataya ve yanlışlığa zaten açık olan sağlık hizmetini büsbütün korumasız bırakmış durumdadır.

Deyim yerindeyse “araba atın önüne koşularak doğa yasalarına aykırı” tuhaf bir döngü oluşturulmuş oldu.

Örneğin, hatanın en aza inmesi için gerekli koşullar ve nitelik iyileştirmesi yapılmaksızın yaşama geçirilen yasal düzenlemeler ve "haklar" adı altında insanlara sempatik gelecek bir dizi konunun dile getirilmesi özendirildi. Ortamdan kaynaklanan nedenlerle hata ve yanlışların artmasında şaşılacak bir durum yoktu. Bunun üzerine, bir de toplum ve sağlık hizmeti verenler karşı karşıya getirilince asıl sorunlar bir yana bırakılıp ayrıntılara odaklanılması kaçınılmaz oldu.

Öyle görünüyor ki; başta hekimler olmak üzere sağlık hizmeti sunanlar bundan böyle başat nedeni olmadıkları bir dizi aksaklıktan hem yargı hem de kaba güç kullanılarak sorumlu tutulacaklardır.

Böyle bir durumdan, bu ortamın düzenlenmesinden öncelikle sorumlu olanların yarar sağlayacağını söylemeye bilmiyorum gerek var mıdır?

Ben bir hekim olarak, “iğneyi kendimize batırmak” isterim.

Geçen yüzyılın başındaki umutsuz ve karanlık ortamda yazgısına egemen olma becerisi gösteren hekimler, gerek örgütsüzlükleri, gerek duyarsızlıkları ve gerekse bireyci yaklaşımları ile bugün başlarına gelenlere çağrıda bulunan bir tavır sergiler olmuşlardır.

Başlarına gelenden kurtulmak ve ortamı iyileştirmek sorumluluğu hekimlerindir de!

Akılcı, toplumcu ve geçmişlerine yaraşır bir etkinlik içinde oldukları ölçüde başarılı olma şansları da vardır. Bir bakıma yazgıları da kendi ellerindedir.

Bugün, kendi yapıtları olmayan koşullardan kaynaklanan nedenlerle hukuksal sorumluluk bedeli ile karşı karşıya olan hekimler, bir de hiç ama hiç kabul edilemez bir şekilde “yaşam hakları”nın ellerinden alınması tehlikesi ile de karşı karşıya kalmış durumdadırlar.

Tıbbiyeli hem kendi hem de ülkesinin yazgısını değiştirme bakımından önemli bir ödevle karşı karşıyadır!

CEYHUN BALCI, 29.12.2007