ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

Gerçek!...

Türkiye'nin karanlığa yuvarlanış ivmesindeki artış ile birlikte bugün için biraz düş ürünü gibi görünse de gelişmesi olası durumlara ilişkin kimi fanteziler de üretilir oldu.

Bundan birkaç yıl önce, bir öğretmen sendikası “Anadilde eğitim haktır!” gibisinden olabilirliği tartışılır bir söylem tutturmuştu.

Türkiye'nin giderek daha fazla sömürgeci kıskacına girmesi ile değişen ortam buradaki işbirlikçilerin özgüvenine de yansıyıveriyor.

Bir başka öğretmen sendikası da okullarda sıkça tören düzenlenmesi ve “İstiklâl Marşı” okunmasının gereksizliğine vurgu yapmanın zamanı olduğunu düşünmekte gecikmedi.

Biribirinden farklı gibi görünse de, bayramda “Kürtçe” ileti veren milletvekili de, hukuksal gerekçeli kararları bilmezden gelip “türbancılık” yapan YÖK Başkanı da ve belki okulda farklı mezhepten öğrencisine şiddet uygulamaktan geri durmayan “mezhep bekçisi” öğretmen de ülkeye giderek egemen olan iklimin ürünleridir.

Geçenlerde, bu iklime biraz da abartılı vurgu yapan bir gazete yazısı okumuştum. Daha doğrusu bir senaryoydu okuduğum. Bu gidişle, Türk Bayrağı taşımanın, ulusal değere sahip simgeleri bulundurmanın da suç olabileceği gibisinden bir senaryo.

Elbette, “o kadar da değil!” diye mırıldanmış olmalısınız!

Bundan sonrası ise : “gerçek”!

İzmir'de, Ege Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği (EGÖDER) kovuşturulmakta. Savcının, savını içeren başvuru kabul edilmiş olmalı ki; duruşma günü bile verilmiş.

Suçlamaya gelince, EGÖDER dernekler yasasına göre suç işlemiş. Seçimlerden önceki süreçte peşpeşe yapılan “Cumhuriyet” buluşmalarında düzenlemeci olarak “çizmeyi aşmış!”.

Yanlış okumadınız. EGÖDER, etkinlik gösterdiği ülkede giderek tırmanan yaşamsal bir sorun karşısında toplumsal tepkinin tetiklenmesi için üzerine düşeni yapmış. Eğer suçşa, suçu bu!

Doğrudur! Dernekler, sendikalar, meslek odaları ve benzeri demokratik kitle ve meslek odası örgütleri doğrudan siyaetin içinde olmamalıdırlar. Ama, bu gereklilik benzeri yapılanmaların çok temel ve yaşamsal konulara ilgisiz ve duyarsız kalması anlamına gelebilir mi?

Tam tersine, insana yaraşır olmayana karşı tepki ve etkinlik akıl ve bilimden yana herkesin önde gelen ödevi değil midir?

Üstelik, olası  olumsuzluklardan  öncelikle etkilenecek üniversite öğretim elemanlarının duyarlılığı olağan olduğu kadar üstlenilen özgörevlerin gereği de değil midir?

EGÖDER'in başına gelen, senaryo niyetine okuduklarımızın sandığımızdan da hızlı gelişimi ile eşanlamlı bir durumdur.

Dayanışma” böylesi "gerçek"ler karşısında öncelikli eylem olmalıdır!

 

Ceyhun BALCI, 25.12.2007