ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

faz02.jpg

Mustafa Kemal'in kulluğun yerine yurttaşlığı koymasından sonra bereketli Anadolu'da  boy veren sayısız fidandan biri olarak dünyaca tanındı.

Ülkenin düştüğü durumu vurgulayan açıklamasında yer alan "Kızımı da alır giderim!" sözü çokça tepki aldı. Bu yazı,farklı bir bakış açısını yansıtıyor.

 

 

 

 

 

FAZIL SAY’I NASIL ALGILAMALI?

“Bir kızım var onu da alır giderim!” diye demeç verince, kendisine karşı hemen her kesimden bir dizi tepkinin fitilini de ateşlemiş oldu. Fazıl SAY’ın ayrılmasını kayıp olarak görmeyenlerin keyfi yerindeydi. Böyleleri hem Fazıl SAY’ın yaptığı işi önemsemedikleri , hem de onun düşüncelerinden hoşlanmadıkları için olmalı, son derece tepeden bakan, alaycı  yaklaşımları bulunmaları şaşırtıcı sayılmamalı.

Ama, bir de Fazıl SAY’la aynı safta olduğu düşünülebilecek kesimin tepkileri var ki; gözardı edilebilecek  gibi değildir. Hatta, bu tepkiyi yayan kimileri Fazıl SAY’a “korkak” yaftasını yapıştırmakta da sakınca görmedi.

Ben de ilk anda, bu tür tepkileri haklı buldum.

Ama, biraz zaman geçince farklı bir şekilde değerlendirmeye çalışmaktan da geri duramadım.

Bu farklı bakışı başarabilmek için Fazıl SAY’ın evrensel bir değer olduğunu akılda tutmakta yarar var. Gazetelerde yer aldı ama yinelemekte sakınca yok. Geçen yıl dünyanın dört bir yanında 140 konser vermiş. İstanbul’daki evinde dört gün geçirebilmiş.

Yalnız yorumu ile değil bestecilik yönü ile de dünyaca tanınan bir değer olduğu yadsınmaz bir gerçek olsa gerek.

Fazıl SAY’ın ağzından çıkan bir tümceye takılıp kalmak yerine, Alman gazetesine yaptığı açıklamaların bütününe de bakmakta yarar var. Bir kez, ülkemizin karanlığa yolculuğu konusundaki saptamalarında yanlışlık var mıdır?

Denilebilir ki; benzer saptamaları ve belki de çok daha kapsamlı ve niteliklilerini yapanlar yok mu? Elbette var! Ama, o saptamaları yapanların kaçının saptamaları dünyaya duyurulabiliyor?  Diğer yandan, dönem artık saptama yapıp, ortaya koymak dönemini çoktan aşmış durumdadır. Şimdi artık eylem zamanıdır. Yapılabiliyorsa ve de ivedilikle eyleme geçilmedikçe ülke dışındaki güçlerce görülmek ve hesaba katılmak söz konusu olamayacaktır.

Tarihten örnek verecek olursak, Mustafa Kemal  ülkesinin içinde bulunduğu zorluklar konusunda hemen hiç kimselerin yapamadığı saptamaları yapabilmekteydi. Eğer, eylemleri olmasaydı, Mustafa  Kemal’e de dönüp bakan olur  muydu? Hele hele, o sömürgeci karşıtı söylemleri, eylemlerden yoksun olsa ilgi görür müydü?

Yapılan saptamalardan da çok iyi biliyoruz ki; ülkemiz, bir kez daha yayılmacı kuşatması ve dayatması ile karşı karşıyadır. Karşımızda duran “dinci gericilik” ve “bölücü terör” gerçekleri de bu kuşatmayı yapanların günümüzde kolaylıkla kullanabildikleri aygıtlardır.

Sömürgeci ve yayılmacı işbirlikçiliği yolu ile kendilerine yol açan iliştirilmişleri bir yana bırakacak olursak, uluslararası alanda söylediğini dinletecek kaç tane değerimiz vardır acaba? Bir elin parmaklarının sayısını geçmeyeceği ortadadır.

Tüm bu gerçekleri belleğimizde tutarak Fazıl SAY’ın söylemini bir kez daha değerlendirmekte yarar görüyorum.

Böyle bakıldığında, “Kızımı da alır giderim!” sözü, Fazıl SAY’ın  asıl iletisini güçlendiren bir vurgu olamaz mı?

Hele Avrupalı’lara ileti verdiğini düşündüğümüzde, Türkiye’de gelişen olumsuz ortamın sorumluluğunun onlara da ait olduğunu söylemek istemiş olamaz mı?

Biliyoruz ki; yaklaşık çeyrek yüzyıldır farklı bir kisve ile karşımıza çıkan yayılmacılık hem ekonomik hem de siyasal alanda almak istediklerine yönelik olarak hatırı sayılır nicelikte “sat-kurtul” ve “ver-kurtul” çözümcüleri yarattı.

Fazıl SAY da  “kaç-kurtul” zamanının geldiğine(!) değinen tümcesi ile ülkesindeki durumun duyarlılığına ve ivediliğine vurgu yapmış olamaz mı?

 

 

CEYHUN BALCI, 16.12.2007