|

Mustafa Kemal'in kulluğun yerine yurttaşlığı
koymasından sonra bereketli Anadolu'da boy veren sayısız fidandan biri olarak dünyaca
tanındı. Ülkenin düştüğü durumu
vurgulayan açıklamasında yer alan "Kızımı da alır giderim!" sözü çokça
tepki aldı. Bu yazı,farklı bir bakış açısını yansıtıyor.
FAZIL SAY’I NASIL ALGILAMALI?
“Bir kızım var onu da alır
giderim!” diye demeç verince, kendisine karşı hemen her kesimden bir
dizi tepkinin fitilini de ateşlemiş oldu. Fazıl SAY’ın ayrılmasını kayıp
olarak görmeyenlerin keyfi yerindeydi. Böyleleri hem Fazıl SAY’ın
yaptığı işi önemsemedikleri , hem de onun düşüncelerinden
hoşlanmadıkları için olmalı, son derece tepeden bakan, alaycı
yaklaşımları bulunmaları şaşırtıcı sayılmamalı.
Ama, bir de Fazıl SAY’la aynı
safta olduğu düşünülebilecek kesimin tepkileri var ki; gözardı
edilebilecek gibi değildir. Hatta, bu tepkiyi yayan kimileri Fazıl
SAY’a “korkak” yaftasını yapıştırmakta da sakınca görmedi.
Ben de ilk anda, bu tür
tepkileri haklı buldum.
Ama, biraz zaman geçince farklı
bir şekilde değerlendirmeye çalışmaktan da geri duramadım.
Bu farklı bakışı başarabilmek
için Fazıl SAY’ın evrensel bir değer olduğunu akılda tutmakta yarar var.
Gazetelerde yer aldı ama yinelemekte sakınca yok. Geçen yıl dünyanın
dört bir yanında 140 konser vermiş. İstanbul’daki evinde dört gün
geçirebilmiş.
Yalnız yorumu ile değil
bestecilik yönü ile de dünyaca tanınan bir değer olduğu yadsınmaz bir
gerçek olsa gerek.
Fazıl SAY’ın ağzından çıkan bir
tümceye takılıp kalmak yerine, Alman gazetesine yaptığı açıklamaların
bütününe de bakmakta yarar var. Bir kez, ülkemizin karanlığa yolculuğu
konusundaki saptamalarında yanlışlık var mıdır?
Denilebilir ki; benzer
saptamaları ve belki de çok daha kapsamlı ve niteliklilerini yapanlar
yok mu? Elbette var! Ama, o saptamaları yapanların kaçının saptamaları
dünyaya duyurulabiliyor? Diğer yandan, dönem artık saptama yapıp,
ortaya koymak dönemini çoktan aşmış durumdadır. Şimdi artık eylem
zamanıdır. Yapılabiliyorsa ve de ivedilikle eyleme geçilmedikçe ülke
dışındaki güçlerce görülmek ve hesaba katılmak söz konusu olamayacaktır.
Tarihten örnek verecek olursak,
Mustafa Kemal ülkesinin içinde bulunduğu zorluklar konusunda hemen hiç
kimselerin yapamadığı saptamaları yapabilmekteydi. Eğer, eylemleri
olmasaydı, Mustafa Kemal’e de dönüp bakan olur muydu? Hele hele, o
sömürgeci karşıtı söylemleri, eylemlerden yoksun olsa ilgi görür müydü?
Yapılan saptamalardan da çok
iyi biliyoruz ki; ülkemiz, bir kez daha yayılmacı kuşatması ve dayatması
ile karşı karşıyadır. Karşımızda duran “dinci gericilik” ve “bölücü
terör” gerçekleri de bu kuşatmayı yapanların günümüzde kolaylıkla
kullanabildikleri aygıtlardır.
Sömürgeci ve yayılmacı
işbirlikçiliği yolu ile kendilerine yol açan iliştirilmişleri bir yana
bırakacak olursak, uluslararası alanda söylediğini dinletecek kaç tane
değerimiz vardır acaba? Bir elin parmaklarının sayısını geçmeyeceği
ortadadır.
Tüm bu gerçekleri belleğimizde
tutarak Fazıl SAY’ın söylemini bir kez daha değerlendirmekte yarar
görüyorum.
Böyle bakıldığında, “Kızımı da
alır giderim!” sözü, Fazıl SAY’ın asıl iletisini güçlendiren bir vurgu
olamaz mı?
Hele Avrupalı’lara ileti
verdiğini düşündüğümüzde, Türkiye’de gelişen olumsuz ortamın
sorumluluğunun onlara da ait olduğunu söylemek istemiş olamaz mı?
Biliyoruz ki; yaklaşık çeyrek
yüzyıldır farklı bir kisve ile karşımıza çıkan yayılmacılık hem ekonomik
hem de siyasal alanda almak istediklerine yönelik olarak hatırı sayılır
nicelikte “sat-kurtul” ve “ver-kurtul” çözümcüleri yarattı.
Fazıl SAY da “kaç-kurtul”
zamanının geldiğine(!) değinen tümcesi ile ülkesindeki durumun duyarlılığına ve
ivediliğine vurgu yapmış olamaz mı?
CEYHUN BALCI, 16.12.2007
|