ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

KAHVE

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” demiş atalarımız.

Anavatanı Habeşistan ve Yemen olan kahve günümüzde dünyanın çokça tükettiği  içecekler arasındaki yerini almış durumda.

İlk tüketenlerin, ritüelleri boyunca dinç ve uyanık kalma çabasında olan Sufi’ler olduğu sanılıyor.

Fetih kültürü, Osmanlı’nın kahvenin anavatanına erişmesini hızlandırıyor. Buna bağlı olarak da, Osmanlı’da  kahve tüketimi ve kahvehane kültürünün ayrı bir yeri olmuş.

Özellikle, İngiliz’ler denizaşırı yolculukların sonucunda kahve ile tanışıyorlar. O yılların İngiltere’sinde sağlıklı su bulmak önemli bir sorun olduğu için halk sıvı gereksinimini  büyük ölçüde sulandırılmış bira ile gideriyor. Aşırı alkol tüketiminin doğal bir sonucu olarak da tembellik ve miskinlik başat sorunlardan. Böylesi bir ortamda kahve tüketmeye başlayan İngiltere kahvehane kültürü ile de tanışmış oluyor.  Hatta, alkol tüketiminden uzaklaşan halkın kahvehanelerdeki entellektüel üretiminin devrimleri bile tetiklediğinden söz ediliyor.

Yine Osmanlı’ya egemen olan fetih kültürü, başarılı olamasa da, Viyana Kuşatması sonrası Avrupa’nın geri kalan bölümlerinin kahve ile tanışmasını sağlıyor.

Yirminci yüzyılda hızla büyüyen ABD dünya kahve tüketiminin de 1/4’üne  denk düşen niceliğe gereksinim duyuyor. Arka bahçe ya da muz cumhuriyetleri olarak bilinen Latin Amerika ABD’nin kahve gereksinimini de karşılayan önemli bir alan olmakta gecikmiyor.

Kahve üretimi, başından bu yana “kölecilik” ile koşut bir gelişme içinde. Çünkü, hem bakımı hem de hasadı için insan gücüne gereksinim var. Köleler de hem eşsiz fiziksel güçleri hem de bedava sayılabilecek ederleriyle kahve tarımının ayrılmaz parçaları durumuna geliyorlar.

Bu nedenle de, kahvenin izini sürmek demek sömürgeciliğin ve onun kanlı el izlerinin sürülmesi olarak da algılanabilir.

Her ne kadar, kölelik sona ermiş görünse de, sonraki yıllarda ve günümüzde bile kahve tarımı boğaz tokluğuna çalışan üreticilerin neredeyse hiç para kazanmadığı bir alan olmayı sürdürüyor.

Günümüzde giderek yüselen kahve tüketimi ve hemen hepimizin tanışık olduğu ulus ötesi kahve zincirlerinin akıl almaz kazançlarında bu çağcıl köleliğin yeri de yadsınabilir gibi değildir.

Çağcıl köleliğin yanı sıra, kahve üretimi günümüzde kimi ülkelerde doğal dengenin bozulması, demografik yapının değişmesi ve yerli toplulukların yurtlarından sürülmesi gibi hiç de çağdaş olmayan kimi gelişmelere de yol açabilmekte.

Nitelikli ve lezzetli Arabika kahvesinin yerine daha kolay yetiştirilen niteliksiz ve yüksek kafeinli  Robusta kahvesinin   Vietnam’da üretimi sağlanarak bu ülkenin dünyanın ikinci büyük kahve üreticisi ve dışsatımcısı olması sağlanmış.  İlk bakışta olumlu gibi görünen bu etkinliğin yarattığı bir dizi sorunla zarar vermeye başladığından bile söz edilir olmuş.

Kahve ile ilgili gerekli gereksiz bir çok bilginin yanı sıra, kahve tarımını sömürgecilik ve kölecilikle özdeş kılan tarihsel bilgiye ilgi duyanlar için yararlı bir kaynak :

Kahve : “Bir Acı Tarih” (Antony WILD, MB Yayınları, 2007)

 

CEYHUN BALCI, 21.12.2007