ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

İLÂÇTA TECİMSELLEŞME

 

Başkaca  gereç ve yöntemler bulunmakla birlikte “ilâç” belki de çok eski zamanlardan bu yana iyileştirici öğeler arasında ilk sıradaki yerini korumaktatdır.

Diğer sağaltım araçları gibi “ilâç” kullanımı için de “endikasyon”  en temel  gerekliliktir. Ayrıntılı ve bilimsel tanımları olmakla birlikte, “endikasyon” yalın olarak “gereksinim” olarak da algılanabilir.

Dolayısı ile, gereksinim, ilâcı gerektirir de denilebilir. Diğer bir deyişle, gereksinimlerimiz ilâç geliştirilmesini ve üretimini  tetikler.

Bu genel doğrunun son zamanlarda farklı bir yörüngeye girişine  ve hatta tersine bir durumun oluştuğuna tanıklık ettiğimizi vurgulamalıyız.

Özellikle, giderek tecimselleşen ve dünyanın bugünkü koşullarında sınır tanımaksızın yayılma ve yeni satış  olanakları yaratma doğrultusundaki güçlü yaklaşımlar önce ilâcın geliştirilip üretilmesini ve sonra da o ürüne gereksinim yaratılması gerçeğini önümüze koymuş durumdadır. Gereksinime dayanmayan bu davranış biçimi doğaldır ki; ne akıla ve bilime ne de insanoğlunun ekonomik gerçeklerine uymaktadır. Daha fazla ilâç üretimi ve satışı, buna bağlı olarak da daha fazla “kâr” etmenin öncelendiği ortamda bu akıldışı döngü kaçınılmazdır.

İnsanı ve toplumu gözetmeyen, ortak kamusal çıkarlar yerine şirket ve birey çıkarlarını öne geçiren bu ortamın duruma egemen olması adına, deyim yerindeyse, bilgi kirliliği, karartma, çoğu zaman da kimi bilgileri saklama ve “yapay gereksinimler” oluşturma gibi eylemler sıradanlaşmaktadır.

Her alandaki gelişmelere koşut olarak, tıp alanındaki gelişmeler de yeni durumların, kavramların ve hatta hastalıkların tanımlanması sonucunu doğurabilmektedir.

Akılcı ve bilimsel dayanakları olan yeni hastalıklar ve kavramlar bir yana bırakılacak olursa, sorun yapay, zorlama ve biraz da ürünün tüketilmesine yönelik etkinliklerle ilgilidir.

Örneğin, kısa bir süre önce abartılı tanıtımlarla  kullanıma sunulan antiromatizmal ilâçlarla birlikte “akut ağrı sendromu” gibi bir kavram ve tanı  ile de tanıştırılmıştık. Oysa, ayrıcalıklı durumlar dışında hemen her zaman nedeni tanımlanmak zorunda olan ağrı gerçekte yalnızca çok sayıda belirtiden biri değil midir? Belirtiyi tedavi etmek ve bir bakıma nedenini ortaya koymadan ortadan kaldırmak hekimliğin temel ilkesine ters düştüğü gibi kimi zaman hastaya zarar verilmesine de yol açabilecektir.Görkemli bir şekilde kullanıma sunulan ilâç grubu çok da geçmeden ölümcül yan etkileri nedeniyle yasaklandı ya da prospektüsüne gerekli uyarının konulmasını istemeyen üreticilerce toplatıldı. Bu deneyimden bize kalansa, tanımlayanın da ne olduğunu pek bilemediği  yapay bir hastalık, gereksinime dayanmayan bir özendirme oldu.

Örnekler çoğaltılabilir. “Huzursuz bacak sendromu”, “Metabolik sendrom” ve kullanım alanı giderek genişletilmeye çalışılan, neredeyse günümüz insanının doğal gereksinimlerinden sayılan bazı antidepresanlar ilk akla gelen kötüye kullanım örnekleri.

Kullanım alanı ve ilgili daldan bağımsız olan ortak özellik, etkilerin ve kullanım alanının abartılması ve hoş gösterilmesiyken, yan etkilerin ve istenmeyen durumların küçümsenmesi ve hatta yok sayılmasıdır.

İlâçtaki bu örnek bile kaynak savurganlığının, kamusal çıkara aykırılığın ve “hastalık üretimi” yolu ile tecimselliğin akıl ve bilimin önüne geçirilmesinin açık örneği değil mi?

Özetle, başka alanlarda olduğu gibi önemli tedavi aracı olarak ilâç alanında da tecimselleşme her geçen gün kendini daha fazla duyumsatır olmuştur.

Bu durum, kaynakların akılcı ve tutumlu kullanımını engellerken kamu kaynaklarında ortaya çıkan kara delikler başka akıl dışı uygulama ve kararların gerekçesine dönüşmektedir.

 Şirket ve kazanç odaklarına değil de akıl ve bilimin gereklerine dayalı düşünceler ve stratejiler geliştirmek sorunu büyük ölçüde çözecektir! Dünyada da örnekleri yok değildir.

 

CEYHUN BALCI, 16.12.2007