|
İLÂÇTA TECİMSELLEŞME
Başkaca gereç ve
yöntemler bulunmakla birlikte “ilâç” belki de çok eski
zamanlardan bu yana iyileştirici öğeler arasında ilk sıradaki yerini
korumaktatdır.
Diğer sağaltım araçları
gibi “ilâç” kullanımı için de “endikasyon” en temel
gerekliliktir. Ayrıntılı ve bilimsel tanımları olmakla birlikte,
“endikasyon” yalın olarak “gereksinim” olarak da
algılanabilir.
Dolayısı ile,
gereksinim, ilâcı gerektirir de denilebilir. Diğer bir deyişle,
gereksinimlerimiz ilâç geliştirilmesini ve üretimini tetikler.
Bu genel doğrunun son
zamanlarda farklı bir yörüngeye girişine ve hatta tersine bir durumun
oluştuğuna tanıklık ettiğimizi vurgulamalıyız.
Özellikle, giderek
tecimselleşen ve dünyanın bugünkü koşullarında sınır tanımaksızın
yayılma ve yeni satış olanakları yaratma doğrultusundaki güçlü
yaklaşımlar önce ilâcın geliştirilip üretilmesini ve sonra da o ürüne
gereksinim yaratılması gerçeğini önümüze koymuş durumdadır. Gereksinime
dayanmayan bu davranış biçimi doğaldır ki; ne akıla ve bilime ne de
insanoğlunun ekonomik gerçeklerine uymaktadır. Daha fazla ilâç üretimi
ve satışı, buna bağlı olarak da daha fazla “kâr” etmenin
öncelendiği ortamda bu akıldışı döngü kaçınılmazdır.
İnsanı ve toplumu
gözetmeyen, ortak kamusal çıkarlar yerine şirket ve birey çıkarlarını
öne geçiren bu ortamın duruma egemen olması adına, deyim yerindeyse,
bilgi kirliliği, karartma, çoğu zaman da kimi bilgileri saklama ve
“yapay gereksinimler” oluşturma gibi eylemler sıradanlaşmaktadır.
Her alandaki gelişmelere
koşut olarak, tıp alanındaki gelişmeler de yeni durumların, kavramların
ve hatta hastalıkların tanımlanması sonucunu doğurabilmektedir.
Akılcı ve bilimsel
dayanakları olan yeni hastalıklar ve kavramlar bir yana bırakılacak
olursa, sorun yapay, zorlama ve biraz da ürünün tüketilmesine yönelik
etkinliklerle ilgilidir.
Örneğin, kısa bir süre
önce abartılı tanıtımlarla kullanıma sunulan antiromatizmal ilâçlarla
birlikte “akut ağrı sendromu” gibi bir kavram ve tanı ile de
tanıştırılmıştık. Oysa, ayrıcalıklı durumlar dışında hemen her zaman
nedeni tanımlanmak zorunda olan ağrı gerçekte yalnızca çok sayıda
belirtiden biri değil midir? Belirtiyi tedavi etmek ve bir bakıma
nedenini ortaya koymadan ortadan kaldırmak hekimliğin temel ilkesine
ters düştüğü gibi kimi zaman hastaya zarar verilmesine de yol
açabilecektir.Görkemli bir şekilde kullanıma sunulan ilâç grubu çok da
geçmeden ölümcül yan etkileri nedeniyle yasaklandı ya da prospektüsüne
gerekli uyarının konulmasını istemeyen üreticilerce toplatıldı. Bu
deneyimden bize kalansa, tanımlayanın da ne olduğunu pek bilemediği
yapay bir hastalık, gereksinime dayanmayan bir özendirme oldu.
Örnekler çoğaltılabilir.
“Huzursuz bacak sendromu”, “Metabolik sendrom” ve kullanım
alanı giderek genişletilmeye çalışılan, neredeyse günümüz insanının
doğal gereksinimlerinden sayılan bazı antidepresanlar ilk akla gelen
kötüye kullanım örnekleri.
Kullanım alanı ve ilgili
daldan bağımsız olan ortak özellik, etkilerin ve kullanım alanının
abartılması ve hoş gösterilmesiyken, yan etkilerin ve istenmeyen
durumların küçümsenmesi ve hatta yok sayılmasıdır.
İlâçtaki bu örnek bile
kaynak savurganlığının, kamusal çıkara aykırılığın ve “hastalık
üretimi” yolu ile tecimselliğin akıl ve bilimin önüne geçirilmesinin
açık örneği değil mi?
Özetle, başka alanlarda
olduğu gibi önemli tedavi aracı olarak ilâç alanında da tecimselleşme
her geçen gün kendini daha fazla duyumsatır olmuştur.
Bu durum, kaynakların
akılcı ve tutumlu kullanımını engellerken kamu kaynaklarında ortaya
çıkan kara delikler başka akıl dışı uygulama ve kararların gerekçesine
dönüşmektedir.
Şirket ve kazanç
odaklarına değil de akıl ve bilimin gereklerine dayalı düşünceler ve
stratejiler geliştirmek sorunu büyük ölçüde çözecektir! Dünyada da
örnekleri yok değildir.
CEYHUN BALCI, 16.12.2007
|