|

Darfur'dan
bir resim. Cumhuriyet, 22.09.2007
Ve bir soru?
Yandaki
resim yaşamımızın gerçeği olmayı sürdürdükçe "insan hakları"
kavramından söz edilebilir mi?
İNSAN HAKLARI(!)
Ardışık iki dünya savaşının
yarattığı yıkıntılardan “yeniden doğma” çabası olarak da tanımlanabilir
10 Aralık 1948 tarihli “İnsan hakları Evrensel Bildirgesi”.
Öylesine önemlidir ki kimilerinin gözünde, Magna Karta ile başlayıp,
Ameriakan Bağımsızlık Bildirgesi ile süren ve Fransız Devrimi ile
önemli bir aşamaya erişen “insanın uygarlaşması” sürecinin önemli bir
köşetaşıdır.
Gerçek nedeni “paylaşım” olan
savaşta öne çıkan “soykırım” kaynaklı acıların giderilmesi ve bir daha
böylesi acıların yaşanmasının önüne geçilme çabaları hiç kuşkusuz önemli
bir etken olmuştur bu bildirgenin hazırlanmasında.
Kapsamlı olmakla birlikte,
bildirgenin ırk, cins, dil, din başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa
karşı insanın özgürlüğünü ve saygınlığını güvence altına alma isteği her
türlü övgüyü hak etmektedir.
Bildirgenin kapsamını oluşturan
soylu ve yüce tanımlamalar savaşların acısını duyumsayan tüm dünya
insanlarını etkilemiş olmalıdır.
Ne yazık ki; çok geçmeden, ortaya
çıkacak olan yeni tablo hiç de iç açıcı olmamıştır. İkinci Dünya
Savaşı’ndaki etkinliklerinin ödülünü alan ABD dünyanın yeni efendisi
olma yolundaki adımlarını atmakta gecikmez.
İlk aşamada Kore’de sergilenen bu
yeni özgörev, Vietnam’da bambaşka acılara yol açacaktır. Bu arada,
Atlantik’in karşı kıyısındaki yeni efendinin sayısız işgal, darbe
ve siyasi-ekonomik yayılma girişimini saymaya hiç gerek olmasa gerek.
Güzel sözlerle ve anlamlı
hedeflerle yola çıkan “insan hakları” kavramının bugün eriştiği
konuma ve üstlendiği işleve bakmakta yarar vardır.
En temel hak olan, yaşam hakkına
yaklaşım bir yana bırakılırken, insan haklarının kimi yerde “terörist
ayrılıkçılık”, kimi yerde ise “dinci gericilik” akımlarının sığındığı
güvenli bir limana dönüşmüş olması gözardı edilecek bir durum olmasa
gerektir. Farklı bir deyişle, yaklaşık altmış yıl önce yola çıkan “insan
hakları” kavramı günümüzde “yeni yayılmacılık” akımlarının toplumları
tutsak etmede sıkça başvurdukları bir başka aygıta dönüşmüş durumdadır.
Dünyamızda milyarlarca insan günde
birkaç dolarla yaşamda kalmaya çabalarken, gelir dağılım eşitsizlikleri
giderek derinleşirken, birileri dünya nimetlerinden başkalarına göre
eşitlikçi olmayan bir şekilde yararlanırken ve tüm bu gerçeklerin ortaya
çıkmasına ortam sağlayan “insanlık dışı” koşullar her geçen gün
egemenliğini pekiştirirken, “insan hakları” kisvesi içinde sözü edilen
olumsuzlukların artması başka nasıl açıklanabilir?
Bir başka ilginç çelişki de,
“insan hakları” çiğneyicilerinin, “insan hakları” konusunda gözlemci ve
eleştirici konumunda olmalarıdır.
Acı ama gerçektir ki; günümüzde,
“insan hakları” diye diye insanın en temel hakkı olan yaşam hakkını
tanımayan silahlı ayrılıkçılık ve çağdışı dinci akımlar el üstünde
tutulur olmuştur.
Ne uğruna mı?
Başkalarının mutsuzluğu, insanlık
dışı yaşam sürmesi pahasına kendilerine daha çok gönenç, daha “uygar!”
ve pırıltılı bir yaşam sağlama adına.
1948 tarihli “İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi” kapsamındaki her sözcük ve her tümce anlamlı ve
önemlidir.
Ancak, dünyamızın bugün
getirildiği noktada sözü edilen kavramların ve ilkelerin yaşama geçme
şansı yoktur!
Söz konusu ilkelerin içtenlikle
yaşama geçmesi için “başka bir dünya” gereklidir.
Geçen yüzyılın başında Mustafa
Kemal’in yaşama geçirdiği , günümüzde de Chavez’lerin, Morales’lerin
dile getirdiği gibi, “başka bir dünya olasıdır!”.
Bunun için gereken dersler
insanlık tarihinde yerini almıştır.
Yeter ki; insanoğlu akıldışılıktan
kurtulup, onuruna, gururuna ve yaşam hakkına sahip çıksın!
CEYHUN BALCI, 07.12.2007
|