|
İKİYÜZLÜ İLE BUDALA
Özü ile sözü örtüşmeyenleri
“ikiyüzlü” olarak nitelemek son derece incelikli ve doğru bir yargı
olur. Belleklerimizi yoklarsak, anımsayabiliriz!
Bundan bir kaç yıl önceki bir
Aralık ayında, bilemiyorum o doruktan dönen önderlerimiz davullu,
zurnalı ve elbette havai fişekli kutlamalar yapmışlar mıydı?
İşte o dorukta, iki Avrupa
ülkesinin dışişleri bakanları (Danimarka ve Almanya’nınkiler olmalı)
mikrofonların açık olduğundan habersiz şekilde yakalanmışlardı.
Ettikleri sözler basında yer
almıştı : “Önce uyutalım, sonra unutturalım!” O günlerde, topluma
mutlaka utku havası aşılama peşindeki yöneticilerimiz ile medyanın
işlevini amigoluk ve taşeronluğa indirgeyen sorumsuzlar topluluğu bu
anlamlı ipucunu yeterince değerlendir(e)memişlerdi. Hatta,
değerlendirmemeyi yeğlediklerini sözylemek de yanlış olmaz.
İşte, “ikiyüzlü” nitelemesi
o sözleri edenlere yaraşırdı. Neyse ki; skandala eşdeğer sözlerden
sıyrılıp bizimkileri uyutmayı başarmışlardı. Elbette, “bizimkiler”
de toplumumuzu uyutmakta güçlük çekmediler. Sonraki yıllarda da, her
aralık doruğu dönüşünü “utku” havasına büründürmeyi bildi
büyüklerimiz.
O sözlerin söylendiği yıl ve onu
izleyen yıllar “uyutma” yılları olarak anımsanacak. O sözlerde de
vurgulandığı gibi, “uyutma” sürecini “unutturma” süreci
izleyecekti.
Çok geçmeden, “unutturma”
sürecine de girivermiş olduk.
Bu yılki AB doruğuna Fransa
Başkanı Sarkozy’nin çabaları damgasını vurmuş oldu. Sonuç bildirgesinin,
“üyelik” ve “katılım” sözcüklerinden bile yoksun oluşu
“unutturma” sürecinin habercisi gibidir. Ama, asıl ilginç olan da
bir kaç yıl önce dışavurulan sürece şaşırılmış olmasıdır.
AB sürecini amaç olmaktan çok araç
olarak algılayanlar, kendi gizli gündemlerini alalama aygıtı olarak
görenler son doruğun sonuç bildirgesindeki boşluklardan rahatsız
oldukları için, suçlu arayışına giriştiler. Bu arayışın ürünü de
“ikiyüzlü Sarkozy!” olmuş oldu.
Eğri oturup, doğru konuşalım!
Sarkozy, Fransa’daki seçim sürecinin başından beri Türkiye ile ilgili
yargı ve düşüncelerinde farklı bir söylem ve duruş gösterdi mi? Aynı
çizgide yürümedi mi?
Diğer bir deyişle, “özü ile
sözü bir” değil miydi? Bize çekici görünmese de, Sarkozy’e
“ikiyüzlü” yakıştırmasında bulunmak dürüst bir yaklaşım mıdır?
Kendi adıma diyebilirim ki;
Sarkozy, ikirciksiz ve saydam tavrı ile bizlere eşsiz bir fırsat
sunmuştur.
Bir zamanlar, bir AB yetkilisinin
bir sözü vardı! “Biz Türklere, AB’de yer alamayacaklarını
anlayabilecekleri şekilde söylüyoruz!” Sarkozy de benzer bir
dışavurum içinde değil midir? Hatta, çok daha yalın ve açık bir söyleme
sahip değil midir?
Her şey bu kadar açık ve ortada
iken, “iğneyi kendimize batırmak” adına Türkiye’de bu açık
iletiye karşı verilen tepkiye (daha doğrusu tepkisizliğe) bakmakta da
yarar vardır. Çünkü, adına küreselleşme denen yeni sömürgecilik
döneminde, Atalantik’in karşı kıyısındaki önde gelen sömürgeciyi yalnız
bırakmama çabasındaki Avrupa’nın AB kisvesi ile sömürgeciliğe hevesli
olduğu su götürmez bir gerçek olduğuna göre...
Bunca açıklığa karşılık, ülkenin
etkili ve yetkililerinden çıkan “ne olursa olsun tam üyelikten
vazgeçmeyiz!” söylemine yakıştırılacak san “budalalık”
değilse nedir?
Son derece açık ve seçik olarak
doğruyu söyleyenleri “ikiyüzlü” olarak nitelemek de
“budalalık” savını güçlendiren bir kanıt değil midir?
CEYHUN BALCI, 14.12.2007
|