ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

                                     

Önünde, sonunda bir bez parçası değil midir "türban"?

Öyle bakarsanız, bir inancın gereği deyip geçmelisiniz!

Oysa, türban çok daha fazlasını simgeliyor!

Saçı örter gibi görünse de, çoğu zaman aklı, bilimi ve insan olmanın gereklerini örten bir kisvedir de...

Geniş açıdan bakıldığında, yalın bir bez parçası ile "yeniden doğuş" anlamına da gelen Türkiye Cumhuriyeti'ni tutsak etmeyi hedefleyen "türban"ın Einstein'ın kişiliğinde "akıl ve bilim"i de örten,yalıtan bir araca   dönüşmüş olduğunu görmemiz  gerekmiyor mu?

                                    

 

 

EİNSTEİN  İSTANBUL'DA!...

Pikasso ve Rodin ile başlayan dünyaca ünlü sanat yapıtlarının ülkemizde sergilenmesi girişimleri yeni bir boyut kazanarak  Leonardo Da Vinci’nin makinelerinin tıpkıları ile sürdü.

Son olarak ise, Einstein sergisi ülkemizde!

Sanat ve bilimin sıradışı adlarını ve yapıtlarını ülkemize taşıyanlar her türlü övgüyü hak ediyorlar.

Hem sanatsal hem de bilimsel yapıt ve kişiliklerin ülkemize taşınmış olması olumlu bir durumdur. Ama, bir noktayı daha gözden kaçırmamakta yarar var. Hem sanat hem de bilim sergilenmenin ötesine geçmesi gereken kavramlar. İşin gösteri bölümünün de önemini gözardı etmeden, denilebilir ki; yaşam biçemi olmalıdır hem bilim hem de sanat! Tıpkı, Atatürk’ün ünlü deyişindeki gibi : “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir!”

Bu açıdan bakıldığında, özellikle son yıllarda, sanatın yanı sıra akıl ve bilimin de ülkemizdeki yaşama ve ortama egemen olduğunu söylemek oldukça zor olsa gerektir.

Bir kentimizde sanat yapıtlarının “sakıncasız” duruma getirilmesi için “örtü” kullanılması belleklerimizdeyken...

Ülkenin bilim alanındaki önemli kurumlarından biri hiç de akılcı ve bilimsel olmayan bir kaba güç gösterisiyle “ele geçirilmişken”...

Çağdaş hukuk gerekleri yolumuzu tıkayınca, “ulemaya sormak” aklımızdan hiç çıkmazken...

İnsanların özel yaşamlarının bir parçası olması gereken “inanç” her geçen gün “kamusal” nitelik kazanıp, dayatılırken Mustafa Kemal’in en gerçek yol gösterici olarak nitelediği bilimden söz etmek söz konusu olabilir mi?

“Einstein’ın istanbul’da olması!”  hiç kuşku yoktur ki; hem hoş hem de sevindirici bir durumdur. Olanak bulunduğunda izlenmelidir.

Ama, böylesi değerlerin sergilenmesi ve paylaşımı ülkenin durumu ile de çelişkili bir durum yaratmaktadır. Hatta, ülkedeki gelişmelere bakınca Leonardo’nun da, Einstein’ın da böyle bir yerde bulunmakla tuhaf bir ironiye konu olduğunu da vurgulamalıyız!

Ortak aklın rafa kalktığı, akılcı ve bilimsel yaklaşımların yerini dogmacı ve çoğunlukçu gövde gösterilerine bıraktığı bir ortamda Einstein’ın İstanbul’daki varlığı çok canalıcı bir çelişkiyi vurgulamıyor mu?

Picasso da, Rodin de, Lenoardo da İstanbul’a konuk olmakla  çıkış noktası  akıl ve bilim olan bir ülkenin dinamitlenişine tanıklık etmiş oldular. Tıpkı, şu anda Einstein’ın tanıklık ettiği gibi.

Einstein  bilime olan  katkılarının yanı sıra, dik duruşlu ,omurgalı aydını da çağrıştıran bir ad olarak şu anda konuk olduğu ülkede tanıklık ettiği “karanlık süreç” ile de çelişmiyor mu?

 

CEYHUN BALCI, 13.12.2007