ÖTESİ, BERİSİ!
“Ötesi”ne
odaklanınca,
“berisi”
gözden kaçmasın!
“Sinir ötesi”
gibi bir duruma
dönüşen
“sınır ötesi”
operasyon
sonunda başladı.
Her ne kadar,
bugüne varan
süreçte yılgın,
edilgen ve sinik
bir yaklaşım öne
çıksa da, hatta
yetkilendirme
ile “topu
kendi ayağından
çıkartma”
gibi bir hava
oluşturulsa da
süreç başlamış
durumda!
Bu sancılı ve
akıl almaz
edilgenlikler
içeren dönemde,
sınırın
berisindeki
gelişmeler de
gözden
kaçırılmamalı!
Sınır ötesi
haberlerinin
gündeme oturduğu
bu dönemde,
“sınır berisi”
operasyonlarına
da dikkat!
Çeşitli
gerekçelere
sığınılarak
çözüm üretme
adına,
etkilenmekle,
bağımsızlığı
tartışılmakla ve
kararsız duruş
göstermekle
birlikte başat
güvence alanı
olma özelliğini
de sürdüren
“yargıda
kadrolaşma” gece
yarılarına dek
süren TBMM
oturumlarında
kotarılıvermiş
durumda.
“Çoğu gitti, azı
kaldı!”
örneğindekine
benzer şekilde,
iş imzaya kaldı.
Nesnel ölçütlere
dayandırılmış
olan
yargıç-savcı
seçimleri nedeni
herkesçe
kestirilebilecek
bir yöntem
değişikliğine
uğratılmış
durumda.
Çağdaş yaşamın
temel taşı ve
toplumsal
barışın olmazsa
olmaz gereği
olarak da
nitelenebilecek
“laiklik”
ilkesinin
aşındırılmasına
yönelik
söylemlerde
kulağımıza
çalınan bir söz
vardı :
“Ulemaya
soralım!”
Her türlü
örselemeye
karşın,
geçerliliği
süren bir
anayasal düzende
böylesi bir
başvuru
kaynağının
hoşgörü ile
karşılanması söz
konusu olamazdı.
Doğal olarak,
“ulemaya
gidilemiyorsa,
ulema başvuru
kaynağımız
olamaz mı?”
sorusu akıllara
takılıverdi.
Akıllara takılan
bu soru,
“demokrasi”ye
şaşı bakış ile
bir araya
geldiğinde,
“ulema”nın
yargıya
taşınması son
derece de pratik
bir çözüm gibi
ortaya çıkmış
oldu.
Tepki mi?
Ne gezer? Aklı
başında ama gücü
olmayan
odaklardan
yükselen sesler
göz önüne
alınmayalı uzun
zaman geçti.
Diğer yandan,
TBMM'de bu
duruma karşı
çıkması
beklenenlerin
gücü ve
etkinliği de
ortada olduğuna
göre, fazlaca
engel yoktur
ortada.
Bundan önce bir
çok kez
yinelendiği
gibi, bu dehşet
verici düzenleme
bir kez daha
turnusol kâğıdı
işlevi görmüş
oldu.
Kimler için mi?
Elbette, bunca
gelişme ve
göstergeye
karşılık
“yandaş” ve
“karşıt”
belirlemesi
konusunda kafa
karışıklığı
içinde olanlar
için!
Başat
hedeflerinin
“sömürgecilik”
olduğu yalın bir
şekilde orta
yerde olan
AB(D)'li
dostlardan,
“ırza
geçmeye”
eşdeğer bu
düzenleme
konusunda ne ses
var, ne de bir
nefes!
Bu örnek de
kanıtlıyor ki;
ülkemizde, bir
çok şey kimi
zaman bir
şeyleri örtmede
kullanılıyor.
Tıpkı, “bez
parçası”
aracılığı ile
“bağımlılaştırma”
sürecinin
örtüldüğü gibi,
sınır “ötesi”
ile “berisi”
örtülmeye
çalışılıyor
bugünlerde.
Sınır
berisindeki
hukuk terörü,
sınır ötesindeki
silahlı terörden
daha az önemli
değildir! Her
ikisinin de
şaşmaz ortak
hedefinin
Mustafa Kemal'in
başyapıtı olduğu
düşünülürse, her
şey çok daha iyi
anlaşılacaktır!
CEYHUN BALCI,
02.12.2007