ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

EGEMENLİK!...

 

“Egemenlik” denetime ve kısıtlamaya bağlı olmaksızın, “bağımlı olmayan” bir yönetim anlayışını simgeliyorsa eğer,  egemenliğin gökten yere inmesini de içeren bir dizi devrimin  tanığı Ankara’da olanlar iyi irdelenmeli ve algılanmalı.

Gazetelerde yer alan haberlere göre, bunca açık seçik gelişmeye karşın, halâ “stratejik ortak” sandığımız bir ülkenin Ankara’daki temsilcisi “nabız yoklamış”!

Nabız yoklamak” yaşamsal işlev hakkında bilgi almanın en kestirme yolu olduğundan olmalı , Ankara’da diplomat olarak bulunan ama bu konumunu aşacak davranışlar içinde olmakta sakınca görmeyen bu kişi “nabız yoklayarak” ülkesinden çok uzaklardaki bir soruna yaklaşımda bildik  “yayılmacı” yaklaşımının gereğini yerine getirmiş.

Sayın diplomat, kendi ülkesinden parlamenterlerin de katıldığı Ankara’daki toplantıda iktidar partisinin Güney Doğu illerinden kimi milletvekilleri ile yine yörenin bazı eski milletvekillerini bir araya toplamış.  Neyse ki; incelik göstermiş de, son zamanlarda terör örgütü ile olan organik ilişkisini “terörü övme” noktasına taşıyan partinin miletvekillerini toplantıya çağırmamış.

Kendi topraklarında, çeşitli gerekçelerin ardına saklanan özde “ayrılıkçı” kalkışmaya ilişkin bir toplantı, yolları belli kimselerin katılımı ve sözüm ona çözüm  önerileri dile getirilerek yapılabiliyorsa, o ülkede denetimsiz ve bağımlı olmayan bir yönetimden, yani egemenlikten söz edilebilir mi?

Anketlere ve kamuoyu araştırmalarına yansıyan “yayılmacı karşıtlığı” böylesi “can alıcı” bir konuda devinime geç(e)miyorsa, gereken tepkiyi oluşturup bu kurguyu oluşturanlara yerlerini ve konumalarını anımsatmayı başaramıyorsa, ülkenin yayılmacı ereklere giden yolda “paspas” ya da “maşa” olması da şaşırtıcı sayılmamalıdır.

Özellikle, “din kisveli” kimi çarpıcı olay ve olgularla oyalanan kamuoyu, öne çıkartılması ve tepki oluşturulması koşul olan başat öneme sahip gelişmelerden uzak tutulmaktadır. Oysa, daha çarpıcı gözüken ve güncel gelişmeler arasında ilk sıraları paylaşan gündelik yaşama ilişkin “gerici” dayatmalarla “egemen ülke” olmanın temel koşullarının ortadan kaldırıldığı, daha çok uluslararası ilişkiler görünümlü gelişmeler gerçekte biribirleri ile sıkı ilişki içinde olan durumlardır.

Şu günlerde, Annapolis’te “toplanan” yayılmacı güdümlü “barış” konferansı ile “büyülenen dünya”, günün birinde adı fazlaca önem taşımayan bir Avrupa ya da Atlantik ötesi kentinde Türkiye’yi de fazlasıyla ilgilendiren, toprak bütünlüğünün bile tartışılabileceği bir başka “barış” görünümlü konferans ile bir kez daha gözlerini oraya çevirebilir.

Şu anda, tüm yoğunlaşma bu noktaya doğrudur. Silahlı kalkışmanın sonlandırılması sonrasında önümüzde bulmamız olası durum budur. Bir tür, “ölümü gösterip, hastalığa razı etme!” durumu.

Özetle, egemen Türkiye’nin simgesi sayılan Ankara’da diplomatik konumda olması gerekenler o konumlarının gereğini bir yana bırakıp da bulundukları ülkenin iç ve dış işlerine karışmaya  eşdeğer bir etkinlik içinde olabiliyorlarsa ve buna karşın ne toplumdan  ne de o toplumun seçimi olan siyasi istençten gereken tepkiyi görmüyorsa durum sanıldığından da kötü demektir!

CEYHUN BALCI, 28.11.2007