ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

Yüzde dörtnoktaseksenbeş...

Bütçe tasarısının tartışıldığı bugünlerde sağlığın aldığı pay da ortaya çıkmış oldu :“% 4.85 (dörtnoktaseksenbeş)”. Cumhuriyet tarihinin gördüğü en yüksek pay ise : % 5.27. Yaklaşık yarım yüzyıl önceki 1960 bütçesinde yakalanmış olan bir oran.

Bu orana sevinmeli mi yoksa üzülmeli mi?

Bütçede gelişmekte olan ülkeler için önerilen sağlık payı % 10 dolayındadır.

Bütçesinin yarısınıdan çoğunu borçlarının faizi için harcayan bir ülkede, o bütçenin ulusal istenç ile hazırlanmadığı savlarının da ciddi tartışma konusu olduğu gerçeğine vurgu yaptıktan sonra, sayıların aldatıcılığına kapılmadan farklı bir bakış içinde olmakta da yarar var.

Örneğin, dünyada sağlığa en fazla para harcayan ülke kuşkusuz ABD’dir. Oysa, bu göz kamaştıran harcama niceliğinin yaldızları kazındığında görülür ki; ABD’de hiç de azımsanmayacak sayıda insan bunca harcamaya karşın sosyal güvenlik şemsiyesi dışındadır. Yani, parası kadar sağlık edinir. Bu öbekteki insanların önemli bölümü yeterli parasal olanaklardan yoksun olduğu için de “sağlıksız” kalır.

Diğer yandan, ülke olarak küçük görünse de Küba sağlık alanında tam bir devdir. Hekim sayısıyla, koruyucu hekimlik uygulamalarıyla, biyoteknoloji ve tıp eğitimi konusundaki göz ardı edilemez gelişmişliği ile.

Bu iki ucu sayılarla da karşılaştırmakta yarar var. ABD’de kişi başına yapılan sağlık harcaması 3000 $’ı aşmışken, Küba’da  bu sayı   200 $’ın altındadır. Küba’da sağlığa ayrılan bütçe payı da % 7’ye denk düşmektedir. Bütçedeki pay ise ABD’de % 15’lerdedir.

Bu örnekten yola çıkarak da denilebilir ki; elbette, sağlığa ayrılan bütçe payını önemsemez bir tavır olarak da algılanmamalı ama, olaya yalnızca harcanan para ve ayrılan bütçe payı oranları ile yaklaşmak yanılgının başlangıç noktası olacaktır.

Bu bilgi ışığında, sağlığa ayrılan pay ve harcanan para niceliği kadar, sağlık hizmeti ve belki daha doğru bir tanımla “sağlık hakkı” konusuna temel yaklaşımın çok önemli ve bu konuda alınacak sonuçları başat olarak etkileyen bir öğe olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Biraz daha ileriye giderek, ayırdığınız payı bölüştürdüğünüz harcama kalemleri de son derece önemlidir.

Örneğin,  ülkemizde son yıllarda sağlığa ayrılan bütçe payı fazlaca değişmemekle birlikte, bu payın yöneldiği kalemler konusunda ciddi değişimler olduğu yadsınmaz bir gerçektir.

Örneğin, 15 milyar dolara dayanan sağlık harcamalarının yaklaşık yarısı ilâca gider duruma gelmiştir.  Bir yandan bilinçsizlik diğer yandan savurganlık ve sağlık bütçesinin tutumlu kullanımı konusundaki duyarsızlıklar zaten yüzde olarak düşük görünen paya bir de akıldışı kullanım sorunsalı eklenmiş durumdadır.

Gün geçtikçe, bireylerin sağlık harcamalarına katılımı konusundaki kararlara yenileri eklenirken,  asıl harcama kalemi olan “ilâç” konusundaki hoyratlıklar  anlaşılır gibi değildir.

Bir yandan, geri ödeme kapsamındaki ilâçların reçetelenmesine ilişkin kısıtlayıcı düzenlemelerle tutumluluk  görüntüsü yaratılırken, diğer yandan da hekimin endüstriye tutsak düşmesine izleyici kalınması  ve eşdeğer ilâç konusundaki devinimsizlik   akıl alır gibi değildir.

Diğer yandan, harcamalardaki bu tabloya karşılık ilâç endüstrisi Türkiye’de ilâca harcanan niceliğin yeterince yüksek olmadığından da yakınabilmektedir.

Hiç kuşku yok ki; sağlığa bütçeden ayrılan payın önemi yadsınamaz. Ancak, şu da önümüzde duran acı gerçektir ki; Türkiye bütçesini kendisi, kendi gereksinimlerine göre yapamayan, harcama kalemlarini özgür istenciyle belirleyemeyen bir konumdadır. Buna bağlı olarak da, bu koşullar altında sağlığa bütçesinden daha fazla pay ayırma olasılığı pek de yüksek değildir!

Ancak, daha fazla pay ayırma konusundaki çıkmazının yanı sıra Türkiye’nin ayırdığı payı da akılcı, gereksinime dayalı olarak ve onlar kadar önemlisi “toplumcu  sağlık” doğrultusunda kullanamama gibi bir önemli sorunu daha vardır. Unutulmamalıdır ki; sağlığa yeterince bütçe ayıramama ve ayırdığı bütçeyi akılcı doğrultuda kullanamama olguları biri birleri ile etkileşim içinde olan ve biri birlerinden ayrılmaz olgulardır.

Yakın erimde, “bu sorunun aşılması olasılığı var mıdır?” sorusunun yanıtına gelince. Nesnel yanıt, “sivil” olduğu savıyla pazarlanan anayasa taslağındadır : 

Madde 50: “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.”

Yukarıdaki  sözcüklerle tanımlanan bir sağlık hakkının umutlu olmamız için bir neden yaratmayacağı açıkça ortada değil midir?

 

CEYHUN BALCI, 20.11.2007