ULUSAL DEVİNİM

 
Ana SayfaBaşlarken...YazılarGezginYararlı BilgilerÖzgeçmişÇerçeve

 

YİRMİ  KASIM

Yirmi Kasım ”Dünya sigarayı bırakma” günüymüş. 31 Mayıs’ı biliyordum ama 20 Kasım’ı ilk kez duydum. Çalıştığım kurumun “duman avcısı” olduğumdan her 31 Mayıs öncesi bugünden haberdar olurum. Biraz da zorunlu nedenlerle. O gün bir çok yerde yapılan etkinliklere katılmam ricası ile önüme gelen duyurular da yanıma kâr kalır. Oysa, her seferinde yinelereim. Ama, söylenenler orada kalır. O toplantı ve etkinliklere asıl katılması gereken  ve konu ile ilgili olarak bilgilenmesi gereken ben değilim.

Anlaşılan, “bol söylem, hiç eylem” günü az gelmiş olmalı, bir başkası daha yürürlüğe sokulmuş.

Elbette, hiç kimseye zararı olmayabilir böyle günlerin. Ama, yararı da tartışılmalıdır. Onca emek, harcama ve çaba da boşa gidiyor olmasın!  Hatta, bu tür günlerin destekçileri arasında “sigara üreticileri” de var deseler, inanın hiç şaşırmam. Önceki yıllarda, baş destekçisinin Sağlık Bakanlığı olduğu bir “sigaraya hayır!” kampanyasının ardındaki kurumlar arasında sigara endüstrisinin de varlığı  ilk bakışta mantığa uygun gibi görünmese de ilginç bir gerçekti.

20 Kasım en azından, “sigarayı bıraktırma” konulu tecimsel etkinliklere de bir miktar katkıda bulunacaktır.

Daha önce, TBMM Sağlık Komisyonu kaynaklı bir tütün yasağı yasa tasarısına ilişkin görüşlerimi paylaşmıştım. Oysa, “tütün yasağı” bugünün Türkiye’sinde “özlem” olmayı sürdürecektir. Çünkü, ülkenin gerçekleri son derece farklıdır. Toplum, gerek ülkemizdeki yasal düzenlemeler ve gerekse sigara endüstrisine yönelik “davetkâr” tutum nedeniyle sigara karşısında neredeyse savunmasızdır.

Türkiye’de “tütün yasağı” benzeri uygulamalardan önce toplumun  tütün ürünleri üreticilerinin saldırgan etkinliklerinden korunması öncelikli gerekliliktir. Batı’da olduğu gibi, tütünden kaynaklanan rahatsızlıklara yakalananlara “ödence” hakkı doğuran yasal düzenlemeler yapılmadan, çokuluslu tütün şirketlerine olağanüstü serbestlik sağlayan “Tütün Yasası” yırtılmadan ve başka ülkelerle karşılaştırılıdığında daha açıkça ortaya çıkan sigara ederleri ucuzluğunun önü alınmadan toplumun sigaradan uzaklaştırılması da toplumun sigara içmeyen kesimlerinin yasak ve sınırlamalar yolu ile edilgen içicilikten korunması gibi erekler de“özlem” olarak kalmayı sürdürecektir.

Bu kaygıyı güncel bir olayla örneklemekte yarar var.

Bir kaç gün önce, Oslo’da Norveç ile karşılaşan ulusal ayaktopu oyuncularımız karşılaşmadan hemen sonra özel uçakla Oslo’dan ayrılırlar. 180 kişilik uçakta oyuncular dışında, federasyonun çağrılısı oldukları anlaşılan oldukça kalabalık bir öbek de vardır. Uçak havalanır havalanmaz, oyuncular dışındaki herkes uçuşun özel olmasından kaynaklanan bir özgüvenle sigaralarına davranırlar. Yoğun dumandan rahatsız olan oyuncularımız “dumanaltı olmamak” adına uçağın farklı bölümlerine yönelirler. (Melih AŞIK, Pencere, Milliyet, 20.11.2007)

Yukarıda özetlenen olaydaki bilinçsizliği, kabalığı ve bencilliği sergileyenlerin sosyo-kültürel düzeylerinden kuşku duyulabilir mi? O düzeyde, bilinçli olması beklenenlerin sergilediği davranışlar son derece anlamlıdır.

Sigarayı bıraktırmak ya da kullanım alanlarını sınırlamak konusundaki çabaların sergilenme alanı sanıldığı gibi yasaklar ve sınırlamalar koymak değildir.  Tam tersine, ilk eylem alanı siyaset ve ekonomi olmalıdır. Elbette, asıl nedenlere yönelinip belirli bir yol alındıktan sonra yasaklamalar ve sınırlamalar da gerekecektir. Hatta, böyle bir sıra izlenirse eğer, uygulanabilir olacaktır söz konusu yasak ve sınırlamalar.

 

CEYHUN BALCI, 20.11.2007