|
PARA, ONURU YENİYOR (MU) ?
Yazının da konusu olan
saptama ya da soruyu yanıtlarken, çoğu kimse hiç kuşkusuz “hayır”
diyecektir. Bu yanıt, bir gözlemin mi yoksa özlemin mi ürünüdür? Çünkü,
insanlar her ne kadar gerçekler doğrulamasa da özellikle para ve onur
ilişkisindekine benzer çoğu durumda duygusallıkla özlemlerini dile
getirebilirler.
Oysa, kısa zaman
dilimindeki yaşanmışlıklar ve dile getirilmiş olanlar “gerçek”
konusunda daha güvenilir başvuru kaynakları olacaktır.
Şu sıralarda, ülkemizin
varlığına yönelen son derece önemli olumsuzluklara ilişkin tanıklığımız,
konuyla ilgili olsa da bazı can alıcı gelişmelerin gölgede kalmasına yol
açıyor.
Ekonomiden sorumlu bir
sayın bakanın televizyonda izlediğim bir açıklamasından fazlasıyla
etkilendim.
Terörle savaşımı konu
ederek, “Bu savaşım için yapılacak harcamalar, ek parasal yük
getirmemeli!” gibisinden sözler kullanmış.
Türkiye Cumhuriyeti
bütçesinin uzunca bir süredir, çağcıl “Düyun-u Umumiye” olarak
da adlandırabileceğimiz alacaklılarca hazırlanıp uygulatıldığını, ülke
halkının biricik tutunma dalı ve umut kaynağı olması gereken ortak
harcama dizgesinin “borcu döndürme” üzerine kurulduğunu
bilmekteydik.
Sağlıktan eğitime,
sosyal hizmetlerden yargıya değin “devlet görevi” olduğu kuşkusuz
olan kimi hizmetlerle ilgili bir çok harcama ve yatırımdan
vazgeçildiğini kanıksamıştık.
Sayın bakanın, ülke ve
yurttaş güvenliğini ilgilendiren bu konu üzerindeki çarpıcı açıklaması
edilgenliğin ve çıkarları gözardı etmenin eriştiği boyutları anlamamıza
yaramış oldu.
“Para karşılığı”
ülke güvenliği ve bütünlüğünden vazgeçme konusundaki deneyim olumlu
sonuçlar vermiş olmalı ki; bu aşamada güvenlik harcamalarının bütçe
dengesini bozmayacak düzeylerde olması gereği açıkça dile
getirilebiliyor.
Onur, bireysel olarak
kişinin kendisine duyduğu saygı, toplumsal olarak da ülke çıkarlarını
her şeyin üzerinde tutmak olarak tanımlanabilir.
Ulusal güvenlik de,
“ulusal onur”un korunmasında temel gereklilik olduğuna göre, sayın
bakanın parayı öndelemesi haklı olarak, usumuzda “para onuru
yeniyor(mu)?” sorusunun da belirmesine yol açmış oluyor.
Her ne kadar, yaşama
geçmesi olasılığı pek az olsa da, böyle bir düşüncenin dışa vurulması
bile yeterince korkutucu ve kaygılandırıcı değil midir?
Yoksa, ben gereksiz bir
duyarlılık mı gösteriyorum?
CEYHUN BALCI, 13.11.2007
|