|
TÜTÜN
YASAĞI
TBMM Sağlık Komisyonu
kamusal alanlarda sigara kullanımının yasaklanmasına ilişkin yasa
tasarısını meclise göndermiş. Oldukça çarpıcı bir içeriğe sahip.
Örneğin, yasama sürecinin sonunda hastane bahçelerinde sigara içilmesi
yasaklanarak parasal yaptırım uygulanması söz konusu olacakmış.
Bu yasağı kimin
izleyeceği ve gereğinde kimlerin parasal yaptırım uygulayacağı gibi
ayrıntıları bir yana bırakıyorum.
Elbette, TBMM Sağlık
Komisyonu böyle bir sorunun taraflarından birisidir. Ama, sorun tek
başına sağlık komisyonunun çözemeyeceği kadar da çok boyutludur.
1990-2000 sürecinde
dünya sigara tüketimi % 5 artarken, bu artış Asya’da % 30’lardadır. 1984
sonrasında ise, sigara tüketimi gelişmiş ülkelerde % 30 azalırken,
Türkiye’de ki artış % 80 dolaylarına yükselmiş durumdadır.
Sayılar böyle iken, salt
yasaklama ve sınırlama sorunu çözer mi? Bu sorunun yanıtı ne yazık ki;
“hayır” olacaktır. Yasaklama ve sınırlama, öncesindeki
süreçlerin tamamlayıcısı olarak işe yarayabilir. Hatta, gerekli olduğu
da söylenebilir. Ama, bu hazırlık sürecinin göz ardı edilmesi iyi
niyetli de olsa yasaklamanın işe yaramaması ve belki de “tanıtı
fırsatı”na dönüşmesine de yol açabilir.
Konumuz olmadığı için
adını anmadan belirtmekte yarar var. Yaklaşık çeyrek yüzyıl önce,
kaçakçılığı ve devletin gelir kaybını önleme adına o zamanki bir devlet
büyüğümüzün aldığı karar alkışlarla karşılanmıştı. İsteyen herkes,
yabancı sigaraya istediği şekilde ulaşabilmeliydi. Alış, veriş özgürlüğü
adına olumlu gibi gözüken bu karar çok uluslu şirketlerin önünü açması
bakımından pek de irdelenmedi o günlerde.
Bilindiği gibi, uzun
yıllar bir kamu kuruluşu olan TEKEL tarafından üretilen sigarada tümü
ile yerli tütün kullanılırken, sigara satışına yönelik saldırgan bir
tanıtı etkinliğine de rastlanmamaktaydı.
Süreç içinde durum
giderek çok uluslu sigara üreticilerinin yararına gelişti. Bu gelişme,
toplumun sigaraya yöneltilmesi riskini arttırdığı gibi, ülkede tüketilen
sigaranın ağırlıklı olarak yabancı tütünden üretilmesi sonucunu da
doğurdu. Önemli bir ürün olan tütünden geçim sağlayan köylü de darbeyi
yiyenler arasındaki yerini almış oldu.
Tanıtı konusunda da
inanılması güç yollar aldı çok uluslu üreticiler. Öyle ki; Ankara’daki
tarihi TBMM binasının onarımına bile destek olarak kapısına plaketlerini
çaktırdılar.
Yine, “tanıtının
iyisi kötüsü olmaz!” deyişini anımsatırcasına önceki yıllarda Sağlık
Bakanlığı’nın ana destekçisi olduğu “sigaraya hayır!”
kampanyasının arkasında bile bulunmayı görev bildi sigara üreticileri.
Sigara üreticilerinin
Türkiye gibi gelişmesini tamamlamamış ülkelere ilgisi nedensiz değildi.
Yarattığı sağlık sorunları ve buna bağlı olarak yol açtığı parasal
harcamaları göz önüne alan gelişmiş ülkeler toplumlarını ve elbette
kamusal para kaynaklarını bu dertten kurtarmak adına kimi düzenlemelere
giriştiler. Bu düzenlemeler, yasaklar ve sınırlamalar içerse de
ağırlıklı olarak akılcı ve önleyici idiler. Örneğin, hukuksal
düzenlemelerle sigaradan kaynaklanan hastalıklardan yaşamlarını
yitirenlerin kalıtçılarının ya da kalıcı zarar görenlerin sigara
üreticilerini dava etme ve bunun sonucunda ciddi parasal ödenceler elde
etmeleri, sigara endüstrisi için söz konusu ülkelerde sonun başlangıcı
oldu. Hızla bu ortamdan ayrılan endüstri doğal olarak böylesi
düzenlemelerin olmadığı ülkelere yöneldi.
İşte bu süreçte, 2001
ekonomik krizi ile bir kez daha egemenlerin avucuna düşen Türkiye’de
“onbeş günde onbeş yasa” savsözü ile bir “Tütün Yasası”
çkartıldı. Bu yasa ile, bir yandan yerli tütün üreticisinin defteri
dürülürken diğer yandan da sigara endüstrisinin ülkedeki konumu daha bir
sağlamlaştırılmış oldu.
Yukarıdaki bilgiler
ışığında, köklü düzenlemelerle yeri sağlamlaştırılmış sigara
endüstrisine dokunmaksızın “tütün yasağı” getiren düzenlemelerin
başarı şansı yoktur. Hatta, iyi niyetli olduğuna inansak bile bu tür
düzenlemelerin, “arabayı, atın önüne koşma”ya eşdeğer
düzenlemeler olmaktan öte anlam taşımayacaklarını vurgulamak da abartı
sayılmamalı.
Bunca bilgi sunumundan
sonra, “ne yapmalı?” sorusuna yanıt üretilmeden geçilemez!
- Sigara üretiminde
önemli bir oyuncu olan TEKEL özelleştirme kapsamı dışında
bırakılmalıdır.
- Ulus yararına
olmayan “Tütün Yasası” gözden geçirilmeli, yararımıza olmayan
tüm yönleri ortadan kaldırılmalıdır.
- Sigara
üreticilerinin önünü açan hukuksal düzenleme eksiklikleri bir an
önce giderilmeli ve sigara endüstrisi bu yönden de denetim altına
alınmalıdır. Sigara kaynaklı sayrılıkların yarattığı zararlara
ilişkin ödence düzenlemesi yapılmalıdır.
- “Sigaraya
hayır!” kampanyaları da içinde olmak üzere, sigara
üreticilerinin her türlü saldırgan tanıtı yöntemlerinin önüne
geçilmelidir. Yaşamın her alanına ilişkin destekçilik yaklaşımları
önlenmelidir.
- Ayrıntı gibi
gözükse de, ülkemizde sigaranın satış ederleri de tüketimi
körükleyen bir etkendir. Bu bakımdan, sigara ederleri de vergileri
de arttırılmalıdır.
Yukarıda anılan noktalar
göz önüne alınmaksızın yapılacak “tütün yasağı” düzenlemelerinin
işlevsiz kalma olasılığı bir yana tanıtı aracına dönüşmesi deşaşırtıcı
olmamalıdır.
“Tütün yasağı”
adı altında karşımıza çıkan acıklı-güldürü niteliğindeki durum,
yasaların, kuralların ya da düzenlemelerin konunun başkaca yönleri göz
ardı edilerek birebir uygulanmaya çalışılması gibi kötü alışkanlıkların
olumsuz yönünü öne çıkartması bakımından da anlamlı ve öğetici olmuştur.
CEYHUN BALCI, 11.11.2007
|