|
Neden
şehit veriyoruz?
Kendiniz olmaktan uzak
durur, önceliklerinizi kendi çıkar ve esenliğiniz yerine başkalarının
çıkarlarına göre uyarlarsanız ne olursa o oluyor bugünün Türkiye’sinde.
Yok olmaya yüz
tutumuşken, yayılmacılığa sırtına dayayan, sizin de yayılmacıya karşı
bağımlı yaklaşımınızı fırsat bilerek palazlanan kurgulu bölücülük!
Özellikle son bir yıldır
gözle görülür bir ivme kazanan, bir bakıma gözümüzün içine baka baka
ölüm saçan bir “dost ateşi”!
Sözüm ona dostların
koruma, kollama ve desteği bir yanda, ülke yönetimindekilerin aymazlığı
ve duyarsızlığı diğer yanda!
Terörün genel
seçimlerden önce de yoğunlaşma gösterdiği günlerde, şehit cenaze
törenlerinde dışa vurulan tepkiler “şehit cenazesi üzerinden siyaset
yapılıyor!” söylemi ile aşağılanmıştı.
Bu söyleme koşut olarak,
asıl görevi görmek, irdelemek ve duyurmak olan medyadanın kimi
kalemleri şehit haberlerinin büyütülmemesi konusunda uzlaşma arayacak
kadar densizleşmişlerdi.
Hatta, bu konuda bir
sayı ölçütü bile geliştirmişlerdi. Belirli bir sayıda olmadıkça şehit
haberleri göze görünür yerde verilmesin diye!
Pazar günkü olaydan
sonra saklanacak, görmezden gelinecek bir durum kalmamış olmalı ki;
yukarıda adı değil ama sözü geçen medya yıldızları bu kez taban tabana
zıt bir tutum takınıverdiler.
Hiç utanıp, arlanmadan!
Toplumun akıl sağlığının
bozulması olarak da adlandırılabilecek, bir arada yaşamanın olmazsa
olmaz koşulu “lâiklik” karşıtı süreçle birlikte, çok önemli bir
durumdur “bölücü terör”.
Sorun, yalın bir etnik
istem olarak algılanır da, bu doğrultuda irdelenirse çözüm de havada
kalır.
Türkiye, son yıllardaki
yanlış duruşu ve seçimleri ile bir bakıma “çağırmıştır” terörü.
Kendisini hiçe sayarak,
kendisine saygı duymayarak varılabilecek bir noktadır bu! Farkına
varılmadan edilgenleşme, kendi sorunlarını anımsamama ve tümü ile
başkalarının maşası olma konumunun doğal bir sonucudur yaşananlar.
Hiç kuşku yoktur ki;
dünyada değişen dengeler, ülkeler arası ilişkileri de ters yüz etmiş
durumdadır. Bunca gerçek ortadayken, bizlerin geçmişte kalmış
dostluklara, bağlaşıklıklara koşullandırılıyor oluşu anlamlı olsa
gerektir.
Dost bildiklerimiz,
bugün için tam da karşımızdadır. Terörü besleyen, koruyan ve kollayanlar
için ne düşünülürse onlar için düşünülecekler de farklı olmamalıdır.
Şehitler için
ağladığımız, çokça da öfkelendiğimiz bugünlerde bir başka eyi de göz
ardı etmemeliyiz!
Dış dinamikler konusunda
gözlerimizin giderek açıldığı bugünlerde sorunun asıl kaynağının içeride
olduğunu da görmek durumundayız.
Hiç unutulmamalıdır ki;
gerek “lâiklik karşıtı” akımlar ve gerekse “bölücü terör”
yalın olgular değillerdir. Her ikisi de, “yayılmacı güçlerin”
kullandıkları aygıtlardandır.
Bu konumlarıyla, her iki
akımın içinde yer alan ülke içindeki ögelerdir asıl özenimizi
yöneltmemiz gereken.
Bu yapılmadıkça, sonuç
alınması ve alınan sonucun kalıcılığı tartışmalı olmayı sürdürcektir.
“Neden, teröre bu
kadar çok şehit veriyoruz?” sorusunu sormak elbette gereklidir de,
bunun kadar önemlisi bu soruya yanıt olarak üretileceklerin akılcılığı
ve kapsamlılığıdır!
Ceyhun BALCI, 09.10.2007
|