|
Taksim'de
Bilim Düşmanlığı...
Bilim düşmanları Taksim
metrosunda "fosiller" konulu bir
sergi açmışlar. Bir fosil örneğini kullanarak, yüz milyon yıldır
değişmedi diyerek, evrimin de boş bir kuram olduğunu ileri sürmeye
çalışmaktalarmış. Belki tüm dünyada olduğu gibi, özgün koşulları
nedeniyle tırmanmasının şaşırtıcı olmadığı bir yerde, Türkiye'de
sergileniyor olması bu utancın şaşırtıcı olmasa gerek.
Geçtiğimiz aylarda, "bilim düşmanı"
kimliği ve yanı sıra karanlık ilişkileri ile bilinen bir kişiliğin
yüksek ederli "yaradılış atlas"
larından yüzlercesini Fransa'ya gönderdiği konu edilmişti kimi
haberlere.
Yine, aynı kişinin etkinliği olduğu anlaşılan son sergi de şaşırtmadı
beni. Hatta, böyle bir sergiyi eleştirmeye kalkarsanız
"düşünce özgürlüğü karşıtı"
olmakla bile suçlanmanız olasıdır 2007 Türkiye'sinde! Oysa, ustan ve
bilimden yanayım diyen herkesin bu eleştiriyi yapması ve yapmakla da
kalmayıp eylem geliştirmesi insanlık ödevi olmalıdır. Bilinmelidir ki;
us ve bilimin önüne geçmeye çalışan her söylem ya da eylem gerçekte
iyinin, güzelin, insanın ve toplumun karşıtıdır. Kendimiz ve günün
birinde hemen her şeyimizi bırakacağımız çocuklarımız adına yapmalıyız
bunu!
Geçtiğimiz günlerde, İzmir Tabip Odamı'zın
"Tıbbiye Vatanı Savunuyor"
konferansları dizisinde konuşmacı olan Prof Dr. Alpaslan Işıklı hocamız
da vurgulamıştı. Her türlü çabasına ve insanlığı gönence eriştirme
uğraşısına karşın ülkemizle birlikte dünyamızda da kendini duyumsatan
"us dışılık" eğiliminin
korkutuculuğunu.
Kısaca vurgulamakta yarar var! "Evrim"
günümüzde kuram olmaktan çıkmış yaşamın gerçeğine dönüşmüştür. Çünkü,
evrim kanıtlandığı gibi, şu sıralarda yapılmakta olan, gerçeğin
ayrıntılarının insanoğlunun gözleri önüne serilmesidir. Ne yazık ki;
özelde ülkemizde, genelde de dünyamızda
"evrim" gerçeğini kavrama konusunda yığınla ikilemi olan
milyonlarca insan olduğu da bir gerçektir.
Şöyle biraz geçmişe gitmekte yarar var. Geleceği algılamayı
kolaylaştırmak adına! Kenyatta'nın bir sözü vardır :
"Beyaz adamlar geldiğinde ellerinde
İncil vardı, bizlerinse toprakları. Süreç içinde bir baktık ki; İncil
bizim elimizde, topraklarımız ise beyazların eline geçmiş!" Yine
Güney Amerika'dan bir örnekle durumu pekiştirmekte yarar var.
Sömürgecilerin Güney Amerika'ya varışından ve egemenliği eline
almasından sonra büyüklü, küçüklü hemen tüm kentlerdeki bir görüntü çok
şey anlatır. Kentin ana meydanında, görkemli kilise ve yönetim yapıları
hiç değişmeyen bir kural olarak karşılıklı yer alır.
Her iki durumda da, gerçekte yaşama geçen, dinin kişilerin kendi özgür
istençlerine bağlı seçimler olmaktan çıkartılıp kamusallaştırılması
dır. Elbette, egemenlerin gücünü ve yönetimini pekiştirme adına. Deyim
yerindeyse, din, egemenliğin tamamlayıcısı gibidir.
Şu sıralarda, ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde yaşanan da tarihte
yaşananlara eşdeğer bir görüntü çiziyor gibi değil midir?
Anımsayalım! "Medeniyetler buluşması"
adı altında ortaya konan kimi toplantıların neredeyse bir kaç
dinin motiflerini taşıyan gösterilere dönüşmesi anlamlı değil midir?
Taksim metrosundaki sergi de bu bağlamda irdelenmelidir! Dünyanın
jandarması konumundaki büyük yayılmacı gücün başkanının
"yıldızlarla iletişim içindeyim"
türünden incileri ile metrodaki zırvaların da eş zamanlı oluşu
anlamlıdır.
Dünyamız, günümüz koşullarında yeniden şekillendirilme ile karşı
karşıyadır. Yayılmacı güçlerin ülkelerinde ortaya çıkan ve
"eşyanın doğasına" aykırı bir
durum oluşturan yeni eğilimler pusula olabilir hepimiz için. Geçmişteki
özgörevini unutan ve tek kutuplu dönemde
"yeni yayılmacılık" kaynaklı getirilerin sağladığı olanaklarla
başı dönen, dünyaya şaşı bakmaya başlayan Batı toplumlarının uyuşmuşluğu
ortamında, iş yayılmanın hedef tahtasına konan ulusların
edilgenleştirilmesin e kalmıştır. İşte, bu noktada Batı kaynaklı
albenili propaganda araçları bir yandan,
"dinci gericilik" ve "etnik
ayrılıkçılık" diğer yandan bu ödevi yerine getirmeye başlamış
durumdadır.
Günümüzde, "ayrılıkçı terör" ile
birlikte yayılmacılığın önemli aygıtlarından biri konumuna gelen
"dincilik" insanların kişisel
ortamlarının konusu olmaktan çıkıp
"kamusal" bir dayatmaya eriştiyse
eğer, rastlantı değildir yaşananlar.
Bu çağ dışı durum, orta çağın kapanması pahasına dökülen onca kan ve
yitirilen sayısız can göz önüne alındığında çok yaman bir çelişkiyi de
barındırmıyor mu kendi içinde? Bunca, özveriyi gösterip de
"aydınlanma" değerlerini ortaya
çıkartanların bugünkü davranışları kendileri ile de çelişen bir durumun
göstergesi olmalı!
Tüm bunlar düşünüldüğünde, Taksim metrosundaki us dışılık da
anlaşılabilir. "Yıldızlarla iletişim
içindeki" küresel efendinin dünyaya egemen olduğu günümüzde,
"deliğe süpürülme" korkusu
içindekilerin egemenliğindeki ülkede
"fosiller" konulu zırvalara da şaşmamak gerek!
Daha açık tanımlama ile, Taksim metrosunda üçüncü bin yılın başında
"bilim düşmanlığı" sergileniyor.
Bu bilim düşmanlığının kaynaklandığı siyasi güce payanda olan kimi
"vitrinlikler" ne kadar
farkındadır acaba bu durumun?
Keşke, duyabilsek, bilebilsek!
Ceyhun BALCI, 25.06.2007
|