Son bir kaç yıldır yaldızlı sözlerle ve hoyrat
eylemlerle desteklenen "sağlıkta dönüşüm"
sorgulan(a)mı yor!
Neden diye soracak olursanız eğer, bunca "güzel"
ve "olumlu" getiriyi eleştirmek,
sorgulamak ya da "acaba" sorusunu
dillendirmek hiç de kolay olmamalı. Her ne kadar, bu
eleştiri ve sorgulamaları yapanlar hiç yok değilse
de, bu alandaki sessizliğin bir gerçek olduğunu
yadsıyamayız.
Bunca toz duman ve de "toz pembe"
tablo içinde sorulmayan bir soruyu dillendirmekte yarar
var. Kısacık bir süre içinde, derdest edilip ortadan
kaldırılan SSK'nun yalnızca sağlık kurumlarından
oluşmadığını anımsayalım! İki elimizin parmaklarının
sayısı kadar ilâç üreten bir de fabrikası vardı SSK'nun.
Ne oldu bu fabrikaya diye soran oldu mu? Kamu yararına
katkısı neydi? Hiç duymadık değil mi böyle soruları,
irdelemeleri.
En başta, biz hekimlerin ve bizimle birlikte eczacı
odalarının sorması gerekmez miydi böylesi soruları?
Oysa, oluşturulan "dikensiz gül bahçeleri"
bu tür soruların sorulmasının önündeki önemli
engellerden oldu. Hatta, bu "yararlı sürecin"
sonunda, "devrim" niteliğindeki
dönüşümü önümüze koyanlar TEB (Türk Eczacıları Birliği)
başkanını bile yürütüvermedi mi kendi vitrinine? Bu
"yürütüverme" sürecinin şaşkınlığından
olmalı, her ne kadar eczacıların öncelikli sözcüsü
olması gereken bir meslek odası başkanı, aynı zamanda
kamu yararı önceliği ile ilgili görevini de bir anda göz
ardı edebilir miydi? Bu sorunun yanıtının yaşadığımız
baş döndürücü süreçte gizli olduğunu düşünüyorum.
Adını vererek de kutlamakta yarar var. Bu umutsuz ve
umarsız süreçte Mustafa Nevzat İlâç ABD'ye ilâç dış
satımı gerçekleştirdi. Bu başarı, belki de
"jenerik ilâç" seçimi neyi değiştirir diye
soranlara yanıt verebilir.
Bu koşullar altında, "SSK ilaç fabrikası ne
oldu?" diye sormanın tam sırasıdır demek
isterim.
Tıp ortamının, üyelerinin çıkarlarını savunma yanı sıra,
kamu yararını her şeyin üzerinde tutma gibi bir işlevle
ödevlendirdiği meslek odaları ve sendikalar bu soruyu
neden sormaz acaba?
Seçim eğik düzlemine girilen bu dönemde, hemen her
etkinlikte yer alan meslek odası önderlerimiz bu
soruları dillendirmekten neden kaçınır acaba?
Çok önemseyerek sorgulamak isterim. Geçen yüzyılın
başında "yoktan var olma" savaşımı
vermiş olan bir ulusun, hemen sonrasında hemen tüm
dünyayı şaşırtırcasına elde edilen bir utkusu vardır
genç cumhuriyetimizin. "Yok" sözcüğünün
başat olduğu dönemde, Anadolu'yu kasıp kavuran bir çok
hastalıkla savaşılırken bir yandan, önleyici
hekimlik ilkeleri anımsandı o yıllarda. Ne yazık ki;
bugünlerde Cumhuriyet'in çınarı ile eş değerli olan
enstitü de devre dışıdır.
Son zamanlarda, başka bir çok alanda olduğu gibi, tıp
ortamında da olanlar göstermekte ki; sorun çok daha
kapsamlıdır. Sorun, Türkiye'nin, Türkiye'den, başkent
Ankara'dan yönetilmiyor olması ile eş anlamlıdır.
Bir yalın yurttaş ve konu ile ilgili uğraş içinde olan
bir hekim olarak akıl ettim, "SSK ilâç fabrikası
ne oldu?" sorusunu.
Ama, istiyorum ki; bu soruyu, öncelikli görevleri
"kamu yararı" olan hekim ve eczacı
odaları yöneticileri de sorsun! Sorsun ki; yanıt
aransın! Ama, bugünlerde biri kendini milletvekilliğ
inin dayanılmaz hafifliğine kaptırmış, diğeri de
seçimdeki kimi adaylara destekle özgörevlendirmiş
yöneticilerimizin bu soruyu sormaya pek de zamanı yok
gibidir!
Ancak, içinde bulundukları ve bence de çok önemli olan
bu sürecin temel işlevi de bu soruyu dillendirmekten
geçmiyor mu?