|
TÜRBAN (!) (?)
Belki son çeyrek
yüzyılda, ama üçüncü binyıl başından bu yana, “türban” sözcüğü
çok daha fazla hak ediyor hemen sonundaki ünlem ve soru imlerini.
Sözlük anlamına
bakıldığında, Fransızca kökenli olduğunu öğrenir ve ince kumaştan
yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir başörtüsünü, sıkmabaşı
tanımladığını okursunuz.
Kimi kavram ya da
sözcükler gibi türban da, yalın sözlük anlamını aşan bir konumdadır.
Kimine göre, bir kisve
türüdür.
Bir başkasına göre ise,
yaşamın dinselleştirilmesi eğiliminin bayrağı gibidir türban.
Birisi de çıkıp
diyebilir ki; türban, bir tür zincirdir. Toplumun yarısını ipotek altına
alan, tutsaklaştıran, yalıtan ve hatta yaşamdan koparan!
Biraz daha kuramsal bir
yaklaşımla, türban denen örtünün, “adam olmakla” eşanlamlı bir
kavram olan “lâiklik” karşısında başat bir tehdit olduğunu
söyleyen birine diyeceğiniz bir şeyler olabilir mi?
Akla ilk gelen kimi
tanımlamalar da doğrulamakta ki; “türban” sözlük anlamından çok
daha fazla bir şeydir.
Türbanı giysi olmaktan
çıkartıp kavram olmaya götüren de, gerçekte türbanın bir şifre oluşu
değil midir? Hatta, denilebilir ki; yalnızca türban üzerine
odaklanılması ve türbanın şifrelerinin çözülmesinden uzak durulması da
başlı başına bir sorundur.
Deyim yerindeyse,
türban, buzdağının suyun üzerinde kalan, görebildiğimiz bölümüne eşdeğer
bir durumdur. Belleğim beni yanıltmıyorsa, buzdağının suyun üzerinde
kalan bölümünün sekiz katı suyun içindedir. Benzetmekte hata olmazsa,
karşımıza türban olarak çıkan sorunun altında yatanlar çok daha
karmaşıktır. O karmaşa çözümlenmedikçe de, bu konudaki yanılsama
kaçınılmaz olacaktır.
Yanılsamadan ve yanlış
yönlenmeden uzak durmak adına, altta yatanı iyi anlamak, özümsemek
yaşamsal önemdedir.
Güncel örnekler vermekte
yarar var.
Ülkenin en büyük
havalimanında “deve kurban etmek” eylemini unutmuş olamayız.
Yine, aynı yerde yakın
zamanda sergilenen “namaz gösterisi” ileri bir adım gibiydi.
İlköğretim öğrencisinin
başındaki “türban”...
Hem gümrük hem de
başbakanlık kapısındaki “iftar” gerekçeli “iş bırakma”
eylemleri ...
Yukarıdaki örneklerin
kimisinde türban var, kimisinde ise adı bile yok!
Ama, kavram olarak
bakıldığında tümünde “türban” izleri yok mu?
Artık, çok ortadadır ki;
“türban” adında kimlik bulan eğilim bir güç odağıdır.
Tarikat-siyaset-ticaret üçlüsünü birleştiren bir kavramdır artık
“türban”!
Acaba, dış dinamiklerden
bağımsız, yalnızca iç dinamiklerin etkisi ile ivme kazanan bir gücün
temsilcisi midir, türban?
Bu sorunun doğru yanıtı,
“türban” olgusunun sağlıklı çözümlenmesinde son derece önemlidir.
“Türban”olarak
karşımıza çıkan güç odaklarının, gerçekte “yayılmacı güçlerin”
yerli bağlaşıkları olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır.
Çoğu zaman kendimce
sorguladığım bir durumdur. Batı yayılmacılığı, kendi yaşam ortamına
egemen olmasını düşünmeyi bile istemeyeceği bir akıma, neden Orta
Doğu’da ve son olarak da Anadolu’da güç katmakta sakınca görmemektedir.
Can alıcı bir nokta!
Her şeye karşın, hem
Atlantik ötesindeki, hem de Avrupa’daki yayılmacılığın Türkiye’nin
elinden almayı tasarladığı fazlaca şey vardır. Lozan’daki direnç
karşısında, listelenen ve cebe konmak zorunda kalınan kâğıdı
anımsamakta yarar var. Bugün, işte o kâğıt cepten çıkartılmıştır.
Son derece doğru zamanda
ve elbette doğru bağlaşıkların “mutlak” egemenliği döneminde!
Bir “mutlak”
yönetim oluşturma sürecinde, bir yandan geçmişten kalan alacaklar
kolayca elde edilebilirken, diğer yandan da, yandaş yönetim
egemenliğinin pekiştirilmesi. “Bir taşla iki kuş!”
Elbette, günlük yaşama
yönelen sıcak tehditler önemsenmelidir!
Ancak, sorunun boyutunun
çok daha kapsamlı ve ayrıntılı olduğu akıldan çıkartılırsa, çözüme
yönelik girişimlerin de yüzeyel ve derinliksiz olması kaçınılmaz
olacaktır.
“Türban” bir
örtüden, bir kisveden çok daha fazlasını simgeliyor.
Sorun bu şekilde
algılandığında ve kavrandığında çözümler de çok daha umut verici ve
anlamlı olabilecektir.
Bu özelliği ile,
“türban” hem “ünlem” hem de “soru” imini hak eden bir
kavram değil midir?
CEYHUN BALCI, 05.10.2007
|