|
TIBBİYELİLER
Harbiye ve Mülkiye ile
birlikte Tıbbiye üçlü sacayağını oluşturan önemli bir öge olmuştur.
Yakın tarihimiz, dağarcığında bu sacayağından kaynaklanan çok sayıda
örneği de barındırmaktadı r.
Elbette, öncelikle kendi uğraş alanlarında olmak üzere gereğinde savaş
alanlarında ve sonrasındaki kuruluş döneminde de siyaset ve bürokrasi
alanında öndeliklerini ve yazgıdaki başat rollerini görmek şaşırtıcı
değildir Tıbbiyeli'lerin.
Yurtseverliği nedeniyle İngilizlerce Malta'ya sürülen ve orada da dik
duruşunu sürdüren Dr. Esat IŞIK
unutulur mu?
Osmanlı'nın yok oluş sürecinde Trablusgarp'tan, Arap çöllerine,
Balkanlardan Çanakkale'ye sayısız cephede
"arkadan vurulma" pahasına
kendini siper eden Tıbbiyelilerin saysını bilebilir miyiz?
Yine, ulusal kurtuluş savaşı sürecinde Tıbbiyeliler adına Sivas
Kongresi'ne katılan üçüncü sınıf öğrencisi
Hikmet BORAN'ın işi mi yoktu da,
ulusal kurtuluşa omuz verdi? Düşman savuşturulduktan sonra, yine o
Tıbbiyeli Hikmet'in arkadaşı Dr. Yusuf
BALKAN 'la birlikte hekimlik alanındaki çaba ve özverilerine ne
demeli? O, Dr. Hikmet ve Dr. Yusuf Dr.
Adnan ADIVAR'ın Başhekim olduğu Cebeci hastanesinde,
Dr. İbrahim Tali ÖNGÖREN
yönetiminde tifüs aşısı üretmeye girişecek kadar da mangal yürekli
hekimlerdi. Hatta, bu aşının gönüllü denekleriydiler de... Bugün, o
yıllardaki çabalar yok olduğu gibi, kısıtlı olanaklarla
"tüketici" olmayı
"sağlıkta dönüşüm" sayanların
kulaklarını çınlatmadan geçmeyelim.
Mustafa Kemal Atatürk'ün hekimliğini de yaptığı için adı iyi bilinen
Dr. Akil Muhtar ÖZDEN daha
Tıbbiye sıralarındaki siyasi etkinlikleri ile de ün yapmış bir
kişiliktir.
Dr. Besim Ömer'in İzmir'in
işgalinin hemen sonrasında, 17 mayıs 1919'da başkaldırı mitingi
düzenlediğini kaçımız biliriz?
Cumhuriyet'in kuruluşunu izleyerek de,
Dr. Reşit Galip Milli Eğitim Bakanı,
Dr. Tevfik Rüştü Dışişleri Bakanı
ve Dr. İbrahim Refik (Saydam)
Sağlık Bakanı olarak Atatürk'ün yanı başında yer alan
Tıbbiyeli'lerdendir.
Refik Saydam, İbrahim Tali Öngören
ile birlikte Atatürk'ün Samsun'a
çıkışında yanında olan iki hekimden biridir de.
Biraz daha yakın tarihimize gelirsek. 1961 anayasasının sağladığı
olanakları da kullanarak Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki sıçramaya yeni
bir ivme kazandırarak "toplumcu sağlık"
ilkesi ile sosyalizasyonu ülkeye kazandıran
Nusret FİŞEK hoca nasıl unutulur?
Başardığı, yalın olarak bir sağlık hizmeti midir? Elbette öyledir. Ama,
aynı zamanda sosyal ve ekonomik ve hatta siyasi bir kazanımdır da
Nusret FİŞEK hocanın adıyla
özdeşleşen başarısı!
Ben, bir hekim olarak, böylesi köklere sahip olmakla gururluyum. Her ne
kadar, günümüz koşulları Osmanlı'nın son yılları ve ulusal kurtuluş
savaşı süreci ile bire bir örtüşmese de, bir bağımsız milletvekili
adayımız "işgal yoksa, emperyalizm
yoktur!" dese de, ülkemiz savunulma gereksinimi içindedir.
Böylesi bir durumda, Tıbbiyeli'nin de geçmişini unutup bir köşeye
çekilmesi, edilgenleşmesi olanaksızdır.
Yukarıda özetlemiş olduğum tarihsel nedenlere dayanarak ve o tarihsel
köklerden geldiğine inanan bir hekim olarak kimi zaman acımasız
eleştiriler alma pahasına gecemi gündüzüme katarak hizmet verdiğim
hekimlik uğraşıyla ilgisiz gibi görünen konularda da sanal ortamda
görüşlerimi paylaşma çabası içindeyim.
Biz Türklerin önde gelen sorunlarından biridir
"kendimizi tanımamak". Bu sorunu
aştığımız anda, sağlıktan siyasete, ekonomiden dış ilişkilere bir dizi
sorunumuzun da çözümü kolaylaşacaktı r inancındayım. Yeter ki;
Tıbbiyeli Hikmet'lere,
Esat Işık'lara,
Refik Saydam'lara, Tali Öngören'lere,
Akil Muhtar'lara ve
Nusret Fişek'lere yaraşır
davranalım!
Ceyhun BALCI, 27.07.2007
(*)Antalya Tabip Odası
yayın organı "Hekim Güncesi"nin Ağustos 2007 sayısında yayımlanmıştır.
|